

MEÇHULİİ ŞİİRLERİ
MEÇHULİ
Çar, 02/06/2008 - 01:24
MEHMEDİM
Vatana, bayrağa kem göz bakınca
Yüreğin sinene sığmaz Mehmedim.
Allah'ın adıyla yola çıkınca
Dünyalar önünde durmaz Mehmedim.
Analar uğurlar toyla, düğünle
Tarihler yazılır çelik süngünle
Göğsümüz kabarır senin övgünle
Aman dileyene vurmaz Mehmedim.
Elbisen kefendir nakışı kandan
Şehadet aşkı ile geçersin candan
Peygamber kılıcı çıkınca kından
Öcünü almadan ölmez Mehmedim.
Dedende Mehmet'ti sende Mehmet'sin
Ekmeğe ihaneti Allah kahretsin
Aponun itleri defolsun gitsin
Çakal kurt izini bilmez Mehmedim.
Karakış demezsin gözün düşmanda
Destanlar yazarsın her vuruşmanda
Büyük mahkemede, hal duruşmanda
Rabbimiz sorguyu sormaz Mehmedim.
Tekbir ile çıkar namlundan kurşun
Tarihler yazmıştır, namertler bilsin
Parçası bütünü şöyle bir dursun
Bir çakıl tanesi vermez Mehmedim.
(MEÇHULİ-053659)
Posted by Misafir on Cts, 02/16/2008 - 20:39
MEÇHULİ
Pzt, 02/04/2008 - 20:22
YARELER BENİ
Gündüz hayalimde gece düşümde
Mahbubun hasreti yareler beni.
Ölüm adım adım hergün peşimde
Ahiret korkusu yareler beni.
Hayat seni çile çile dokudum
Yokluk oldun dize dize okudum
Kalleş oldun demet demet soludum
Dostların darbesi yareler beni.
Pazar kurdu çok ucuza sattılar
Tatlı aşa acı zehir kattılar
Parçalayıp lokma lokma yuttular
İnsanın kalleşi yareler beni.
Mezar kazıp diri diri gömenin
Candan değil yalancıktan sevenin
Çelme takıp düştüğümü görenin
Alaylı gülüşü yareler beni.
Bana feda olup derdim alanın
Varlığımla bu dünyada duranın
Yoluma can verip kurban olanın
Yalandan ölüşü yareler beni.
Baykuşa terkedip evin barkını
Arkaya bakmadan dönüp sırtını
Nadanın yüzünden dostun yurdunu
Terkedip gidişi yareler beni.
Erliği terkeden kalleş hasmımın
Üç kuruşa takla atan hısmımın
Menfaat hırsıyla nice mısmılın
Leşleşip kokuşu yareler beni.
İlmi ile amel etmez alimin
Mazlumlara zulüm eden zalimin
Meçhuliler gibi nice gafilin
Amelsiz gidişi yareler beni.
(MEÇHULİ-053659)
Posted by Misafir on Cts, 02/16/2008 - 20:37
MEÇHULİ
Paz, 02/03/2008 - 22:59
GÜL GİBİ KOKUN GELİYOR
Ruhuma can veren seher yelinden
Efendim gül gibi kokun geliyor.
Lafza-i celal'in güzel dilinden
Efendim gül gibi kokun geliyor.
Hira'nın hicranlı bakışlarından
Gönül ateşimin yakışlarından
Bülbülün aşk ile ötüşlerinden
Efendim gül gibi kokun geliyor.
Gözyaşı döktüğüm gecelerimden
Sana aşk dokuyan hecelerimden
Hasretin dağ olan yücelerinden
Efendim gül gibi kokun geliyor.
Yetimin, öksüzün gözbebeğinden
Senin için çarpan dost yüreğinden
Seccademin süsü din direğinden
Efendim gül gibi okun geliyor.
Karani'ye verdiğin güzel hırkandan
Sultan Ahmet, Fatih, Eyüp Sultan'dan
Seni görüp gelen beyaz ihramdan
Efendim gül gibi kokun geliyor.
"Meçhulün"girdiği aşk bahçesinden
İlahi denilen dil bestesinden
Sevginle kavrulan "yar" hastasından
Efendim gül gibi kokun geliyor.
(MEÇHULİ-053659)
Posted by Misafir on Cts, 02/16/2008 - 20:35
MEÇHULİ
Cum, 02/01/2008 - 00:47
HASRET TÜRKÜSÜ
Mevsimler değişti geldi zemheri,
Bahardan geriye hüzündür kalan.
Kerem et sevdiğim nolur dön geri,
Gözümün nurunda yüzündür kalan.
Kalemim kaşından bade doldura,
İçimden geçenler sığmaz satıra,
Gönül defterimde tek bir hatıra,
Sözündür sevdiğim, sözündür kalan.
Leblerin goncaydı, boyun laleden,
Gerdanın sümbüldü, soyun haleden,
Kokun misk-i amber, huyun zareden,
Güllerden hediye,nazındır kalan.
Aşk-ı firakından tutmaz dizlerim,
Seni her baharda arar gözlerim,
Her çiçek dalında yanar özlerim,
Yürek peteğimde, balındır kalan.
Dolaştığın yerler taş taş öpüldü,
Sevdan büyüdükçe dünya küçüldü,
Vuslat ümidiyle il il göçüldü,
Geçtiğin yollarda, tozundur kalan.
Meçhuliyim, türkü türkü söyledim,
Damla idim deryaları boyladım,
Çok seherler bülbül oldum ağladım,
Çırpınan kalbimde, sazındır kalan.
(MEÇHULİ-053659)
Posted by Misafir on Cts, 02/16/2008 - 20:32
MEÇHULİ
Çar, 01/30/2008 - 19:05
BELLİ(çok sevdiğim ibrahim abimin dostane çağrısına dostane cevap)
Alem-i mahluka bakıp göresin
Bülbülde bellidir, kargada belli.
Hepimiz topraktanız böyle bilesin
Çorakta bellidir, balçıkta belli.
Günah defterimi kapattım çoktan
Kul bilmesede saklanmaz haktan
Görürsün önündeki ampülü yaksan
Siyahta bellidir, beyazda belli.
Kalemi ne güzel yaratmış Rabbim
Cahille, softayla olacak harbim
Cümle mü'minlere fedadır kalbim
Riyada bellidir, sevdada belli.
Cahiliye adetini sakın tanıma
Şeytanı lain-i sokma yanına
İbret alıp bir bak, sağın soluna
Günahta bellidir, sevapta belli.
İnsan beşer olur, bazen şaşırır
Danışanlar çok zorları başarır
Alem-i cihanda niye yaşanır
Bilende bellidir, bilmeyen belli.
Hamım ama ene yoktur özümde
Yalan yanlış riya yoktur sözümde
Çok şükür ki kara yoktur yüzümde
Güzelde bellidir, çirkinde belli.
Çok zamandır bu alemde gezerim
Arif meclisinde kaldı nazarım
Ara sıra acizane yazarım
Sazımda bellidir, sözümde belli.
Meçhuliyim, Molla Kasım değilim
Aklım azdır, belki biraz deliyim
Gizliye saklıya yoktur meyilim
Yolumda bellidir, yurdumda belli.
(MEÇHULİ 053659)
(Molla Kasım Yunus Emre'den yaklaşık üçyüz yıl sonra gelen birisidir.Yunus'un şiirlerini elde eder ve Sakarya Irmağı'nın kenarında oturarak Yunus' şiirlerini okumaya başlar ve her okuduğunu beğenmeyerek ırmağa atar. Artık son şiire gelmiştir. Ondan öncekileri Sakarya'nın suları alıp götürmüştür.O son şiirde Şöyle bir dize vardır;Çıkar bir Molla Kasım
Çeker sigaya Yunusu
Bu mısraları okuyan Molla pişman olmuştur ama iş işten geçmiştir çoktan.)
Değerli Admin Meçhuliyi on dakikada bulabileceğini söylüyorsun. Bulabilirsin ama buna gerek yok bence.Bırakalım Meçhuli gönlünden kalemine dökülenleri paylaşsın bütün dostlarıyla.İbrahim (İbili)abi sende bildiğini söylüyorsun Meçhuliyi.Merak etme sözlerim henüz kemale ermedi. Sözlerim piştiği vakit beraber açıklarız.Affınıza sığınıyorum ve hepinize esenlikler diliyorum.
Posted by Misafir on Cts, 02/16/2008 - 20:28
MEÇHULİ
Salı, 01/29/2008 - 18:36
MEZAR TAŞLARI
Faniden sonsuza açılan kapı,
Bir ömrün hikayesi mezar taşları.
Eksiksiz olarak tutar hesabı,
Bir ömrün faturası mezar taşları.
Binüçyüzotuzbeş doğum tarihi,
Bindörtyüzonüç ölüm tarihi,
Dünya savaşının gerçek tarihi,
Bir ömrün kundurası mezar taşları.
Ruhuna fatiha cümle mü'minin,
Salih evlat varsa bitmez amelin,
El edip çağırır, haydin tez gelin,
Bir ömrün tarihçesi mezar taşları.
Girip bakmak lazım ne var altında?
Huzur sükun var mı ehil halkında?
Zorluk var mı acep tövbe talkında?
Bir ömrün bilmecesi mezar taşları.
Kimisi genç gitmiş kimisi yaşlı,
Geride kalanlar gözleri yaşlı,
Her an ayaktadır ağırdan başlı,
Bir ömrün bilmecesi mezar taşları.
Meçhuliyim, huv el baki desinler,
Okusunlar fatihalar, yasinler,
Kulak verip ahvalimi sorsunlar,
Bir ömrün habercisi mezar taşları.
(MEÇHULİ 053659)
Posted by Misafir on Cts, 02/16/2008 - 20:27
MEÇHULİ
Salı, 01/29/2008 - 20:36
GELDİM (DOSTÇA CEVAP)
Özüm hakka doğru ise benlik bulunmaz
Galu Bela'dan ismimi aldımda geldim.
Sözüm arif sözü ise sual sorulmaz
Ana rahminden cismimi buldumda geldim.
Muhammed ümmetiyim, soyum ademden
Damarımdaki Türk Kanı şehit dedemden
Feyz alırım Mevlana'dan, Yunus Emremden
İzinin tozuna yüzümü sürdümde geldim.
Meçhul değil, Meçhüli'dir benim mahlasım
Selam olsun benden sana cümle gardaşım
Deliktaş Köyü'ndenim, Ruhsat sırdaşım
Tığın çec olduğu mevsim doğdumda geldim.
(MEÇHULİ 053659)
Posted by Misafir on Cts, 02/16/2008 - 20:25
MEÇHULİ
Pzt, 01/28/2008 - 20:40
MASAL
Acıktığında, dev uykusundan uyanan şuurum,
Kral sofralarına sunduğum gençliğimi, geri ver!
Cemreler düşüreyim donmuş ruhlara........
Zemheride bahar demlesin mazideki semaver,
Soğuğa inat, tipiye inat......
Beddualar haykıralım bütün karanlıklara,
Yıldız, ay, mehtap gözlerimde hapsolsun,
Şeytanları dolduralım yağdanlıklara.......
Yansın, yansın bitsinler!
........................................................................
Aç ey alaca karanlık aç!...
Güneşler toplayalım, mavera aleminde.
Düşüncelerim ellerime düşsün,
Can bulsun ölü kelimeler, sevdamın kaleminde,
Ölmemecesine.........
Dimdik dursun hayallerim,
Ufukta tülensin bütün hülyalarım,
Gerçek olsun, hasretlerine uyandığım rüyalarım.
...........................................................................
Bir yolculuk başlasın, matemlerden uzak,
Peri kızının sihirli değneğinin ucundan.
Çıkalım kaf dağının zirvesine,
Düşürelim bütün çirkinlikleri uçurumdan.
Sonra geri dönüşü mümkün omayan yola bakıp,
Göktaşlarıyla taşlayalım,
Ateşlerde bırakalım onları; yansın, bitsinler,
Yokluklarda sürünüp, döne döne ölsünler,
Kahpe dünyanın insan kılıklı şeytanları.
Hapsedelim onları, büyük şeytanın yanındaki dipsiz zindana.
İşte bu benim için nirvana!.....
...............................................................................................
Çoraklaşmış beynime doğru süzülen bulut,
Boşalt suyunu, tevhitten aldığın bereketle.
İçimi yakıp kemiren, kuraklığı kurut!
Hücrelerimdeki her tohum gülistan olsun,
Laleler ipe çeksin bütün çirkinlikleri,
Menekşeler bataklıkları yiyip bitirsin,
Papatyalar hapsetsin siyahı beyazlığına...
Yasemenler yutsun deve dikenlerini,
Sonra gel beraber derelim, bu bahçenin güllerini.....
( MEÇHULİ 053659)
Posted by Misafir on Cts, 02/16/2008 - 20:23
MEÇHULİ
Paz, 01/27/2008 - 20:11
HABERİ YOK GAFİLİN
Yaprağı dökülmüş, benzi sararmış
Kışı gelmiş haberi yok gafilin.
Yüzü kırış kırış, ruhu kararmış
Kışı gelmiş haberi yok gafilin.
Beyhude yaşamış ömrü boyunca
Rabbini unutmuş karnı doyunca
Ne yapacak acep dili durunca
Kışı gelmiş haberi yok gafilin.
Mala mülke sevdalanıp tapıyor
Kibirlenip üçü beşten atıyor
Mevsimleri hep bahardan sayıyor
Kışı gelmiş haberi yok gafilin.
İki büklüm olmuş, dişi dökülmüş
Azraili gelmiş, kefen biçilmiş
Dağına kar yağmış, kanı çekilmiş
Kışı gelmiş haberi yok gafilin.
Dilinde zehir var, sözünde küfür
Nadan meclisinde, kazanmış zafer
Mahşer meydanında Rabbine ne der!
Kışı gelmiş haberi yok gafilin.
Meçhuliyim çok söylemem, anlamaz
Ariflere kulak verip, dinlemez
Musalladan gidenlere ağlamaz
Kışı gelmiş haberi yok gafilin.
(MEÇHULİ 053659)
Posted by Misafir on Cts, 02/16/2008 - 20:21
MEÇHULİ
Cts, 01/26/2008 - 20:06
BAŞIN ALMIŞ GİDİYOR
Ahir zamandayız, kıyamet yakın
Aşüftelik başın almış gidiyor.
Çarşıya, pazara çıkında bakın
Hayasızlık başın almış gidiyor.
Yalan, riya desiseyle bir olur
Faizler hep mideleri doldurur
Mizah deyip cümle halkı güldürür
Soytarılık başın almış gidiyor.
Köylerimiz haset ile çürüdü
Şehirleri sosyeteler bürüdü
Bayrak açıp Çankaya'dan yürüdü
Riyakarlık başın almış gidiyor.
Zina yapıp buna flört diyorlar
Çağdaşlıkla her haltları yiyorlar
Şahlık taslar soysuzlaşan piyonlar
Düzenbazlık başın almış gidiyor.
Geçim zordur Anadolu perişan
Tarla, tapan, tırmık, tırpan perişan
İzzet, namus, şeref, ahlak perişan
Hilebazlık başın almış gidiyor.
Meçhuliyim, Allah yolu yolumuz
Hak teala hayır etsin sonumuz
Al bayrağa kurban olsun canımız
Sevdasızlık başın almış gidiyor.
(Meçhuli hep yazacak)
Posted by Misafir on Cts, 02/16/2008 - 20:19
MEÇHULİ
Paz, 01/27/2008 - 00:56
DÜŞÜMDEN AYRI DÜŞTÜM
Düşümden ayrı düştüm!...
Seviyordum düşümü,
Hatta onu sevmeyi seviyordum,
Çoklukta tekliği yaşadığım, sessizlik aleminde.
..........................................................................
Çok gördüler bu sevgiyi bana, aahh! çok gördüler,
Yüze gülen ahir zaman insanları.
Sarmışlardı her yanımı, almak için canımı,
Bir kaşık suda tufanlar çıkardılar,
İdam sehpaları kurdular, yargısız infazdaki kafalarıyla........
Bin astılar, bir ölmedim...
Kördüğüm akşamın, kimsesiz karanlığında.
Düşümden ayrı düştüm,........ düşümden ayrı düştüm.
............................................................................................
Keremin Aslısı'nı getirdiler, düşüme karşılık;
Olmaz dedim, mahkeme duvarı suratlarına.
Leyla'yı sundular, bir aşk kadehinde
En büyük hayırı haykırdım,
Ben düşümü isterim dedim, nefessizce;
Güldüler.............. güldüler!..........
Kalleş gülücüklerinde beni bir kez daha astılar,
Gecenin soluk benizli darağacında.
...............................................................................
Ölmedim, öldüremediler!
Keşke ölseydim, sessiz ve nefessizce,........... yarınlarıma,
Dokunabilseydim keşke, firakıyla yandığım vuslat güneşime.
Sonra,........evet sonra da,
Kili, tarağı toplayıp gidebilseydim keşke,
Yaşayanlara inat.
Bıraksaydım, bırakabilseydim kirli dünyalarını,
Çalsaydım, çalabilseydim kirli dünyalarını,
Ayaktan beyinli, robot başlarına.
Ama olmadı, yapamadım;
Bin ölçtüm, bir biçtim
Düşümden ayrı düştüm,............. düşümden ayrı düştüm.
.............................................................................................
Artık gece bitiyordu, bitmeliydi artık,
Yarınların nurlu şafaklarına yelken açma zamanı gelmeliydi artık,
Düşmeliydim düşümün peşine
Düştüm işte!
Biletimi kestirdim, sonsuzluk alemine.
Ve
Sabahın ilk ufkuyla düştüm düşümün peşine,
Bir yolculuk başladı,
Onaltı yaşımın beldesine................
(Meçhuli hep yazacak 05-3-6-5--9
Posted by Misafir on Cts, 02/16/2008 - 20:17
Cum, 01/25/2008 - 21:28
BEYZADEM
Görmemiş ikramı, cimri malından
Uzak dura, sakınasın beyzadem
Kibir ile birlik olan çalımdan
Uzak dura, korunasın beyzadem.
Cahilin sohbeti zevk vermez sana
Dalmalısın ariflerle ummana
Üf demekten anan ile babana
Uzak dura, kaçınasın beyzadem.
Birlik olup, cahilliği yenmeli
Tebessümle gahi gahi gülmeli
Aklın alır bir gözleri sürmeli
Uzak dura, sakınasın beyzadem.
Haset olup, insanlığın kaybetme
Gafil olup, ahiretin mahvetme
Dünyaya aldanıp, sakın meyletme
Uzak dura, kaçınasın beyzadem.
İlim, irfan ile meşgul olasın
Nardan kaçıp, nur yolunu bulasın
Şeytan ile avanesin oynasın
Uzak dura, korunasın beyzadem.
Meçhuliyim, meçhul değil yolumuz
Türkistan'a dayanmıştır, soyumuz
Ayrılık türküsü söyler solumuz
Uzak dura, sakınasın beyzadem.
(Meçhuli, hep yazacak)
Posted by Misafir on Cts, 02/16/2008 - 20:13
MEÇHULİ
Per, 01/24/2008 - 21:19 | Website
KÖYÜM DELİKTAŞ
Çıktım seyreyledim çiban tepeden,
Ne güzelde duruyorsun köyüm Deliktaş!
Direktaşı, uzunyayla, felfan ebeden,
Ne güzelde süzülürsün köyüm Deliktaş!
İçmeyen bilmez Paşa Pınar suyunu,
Meşhur olur yaylasının koyunu,
Başlayınca gençlerinin düğünü,
Ne güzelde şenlenirsin gülüm Deliktaş!
Kar, boran hep sinende buluşur,
Çiğdem çiçek, dağlarına yakışır,
Al yeşili birbirine karışır,
Ne güzelde güllenirsin gülüm Deliktaş!
Harmanlarda madımaklar toplanır,
Bayramlarda salıncaklar kurulur,
Kış gelince tel helvası çekilir,
Ne güzelde koklanırsın gülüm Deliktaş!
Yücesindir, yükseklerden bakarsın,
Ruhsati'yi sen sinende saklarsın,
Bayramlarda gurbetleri toplarsın,
Ne güzelde özlenirsin balım Deliktaş!
Meçhuliyim ayranını özledim,
Gurbet elde haberlerin gözledim,
Rüyalarım hep seninle süsledim,
Ne güzelde tüllenirsin köyüm Deliktaş!
(Meçhuli hep yazacak)
DÜŞÜMDEN AYRI DÜŞTÜM yeni
DÜŞÜMDEN AYRI DÜŞTÜM
Düşümden ayrı düştüm!.....
Seviyordum düşümü,
Hatta onu sevmeyi seviyordum,
Çoklukta tekliği yaşadığım,sessizlik aleminde.
Çok gördüler bu sevgiyi bana, aahh! çok gördüler,
Yüze gülen,ahir zamanın insanları.
Sarmışlardı her yanımı, almak için canımı,
Bir kaşık suda tufanlar çıkardılar,
İdam sehpası kurdular,yargısız infazlardaki kafalarıyla.....
Bin astılar, bir ölmedim...
Kördüğüm bir akşamın,kimsesiz karanlıgında.
Düşümden ayrı düştüm..düşümden ayrı düştüm.
.................................................................................
Kerem'in Aslısı'nı getirdiler, düşüme karşılık;
Olmaz dedim, mahkeme duvarı suratlarına.
Leylayı sundular, bir aşk kadehinde
En büyük hayırı haykırdım,
Ben düşümü isterim dedim,nefessizce;
Güldüler........... güldüler!!!
Kalleş gülücükleriyle beni bir kez daha astılar,
Gecenin soğuk benizli darağacına.
.......................................................................................
Ölmedim, öldüremediler!
Keşke ölseydim,sessiz ve nefessizce........... yarınlarıma,
Dokunabilseydim keşke,firakıyla yandığım vuslat güneşime.
Kili, tarağı toplayıp gidebilseydim keşke,
Yaşayanlara inat.
Bıraksaydım, bırakabilseydim kirli dünyalarını,
Çalsaydım, çalabilseydim keşke,
Ayaktan beyinli,robot başlarına.
Ama olmadı, yapamadım;
Bir ölçtüm, bin biçtim
Düşümden ayrı düştüm.
...................................................................
Artık gece bitiyordu, bitmeliydi artık,
Yarınların nurlu şafaklarına yelken açma vakti gelmişti.
Düşmeliydim düşümün peşine,
Biletimi kestirdim,sonsuzluk alemine.
Ve
Sabahın ilk ufkuyla düştüm düşümün peşine
Bir yolculuk başladı
Onaltı yaşımın ülkesine.....................
(MEÇHULİ-053659)
Posted by Misafir on Cts, 02/16/2008 - 20:00
SÜRGÜNDEKİ SEVDAM yeni
SÜRGÜNDEKİ SEVDAM
Bu günde gün çöktü üstüme,
Yüküm çok ağır !.......................
Hasreti dağ, dağ yaşattı zaman.
Ayakları topal, elleri çolak, kulakları sağır;
Bir günün akşamında
Efkarımı dağıtmalıyım,
Çoban kavalının yanık bağrında.
Yüreğimi sessizce ağlatmalıyım,
Sürgündeki sevdamın eylül saçlarında.
..............................................................................
Ne seninle yaşayabilirim, sürgündeki sevdam;
Ne de sensiz bu hayat çekilir.
.................................................................................
Gel benim sürgündeki sevdam,gel!
Gümüşten kanatlı güvercinimin kanatlarında,
Beraber uçalım!.......
Gecenin gün görmemiş sessizliğinde,
Çiseler düşürelim,
Sevdalara susamış dudaklarımın çatlamış topraklarına.
Ve sonra,...........................
Beraber tutunalım yediverenin nurdan yapraklarına;
Ağlayalım,......................ağlayalım!..............................
Gözyaşlarımızla sulayalım yarınlarımızı;
Bire bin versin,
Seninle çatlattığımız sevdamızın tohumu.
İnlemelerimi zambaklar belesin,
Kelimelerimi güle sarayım.
Seninle sürgüne gönderdiğim bütün hasretlerimi de
Beraber uyutayım,
Seccademin sefkatli kollarına.
....................................................................................................
Ve sonra,
Hepinizi aynı anda uyandıralım,
Söz dinlemez,dizgin tutmaz delişmen gönlümün,
Nurdan yüzlü sabahlarına.
......................................................................................................
Artık biliyorsun,bilmelisin!
Ne seninle yaşayabilirim, sürgündeki sevdam!
Ne de sensiz bu hayat çekilir.
Ne de sensiz bu hayat çekilir........
(MEÇHULİ-053659)
Posted by Misafir on Cts, 02/16/2008 - 19:56
ÖLÜM MELEĞİM yeni
ÖLÜM MELEĞİM
Hangi bulutun üstünde, hangi dağın ardındasın?
Söyle ölüm meleğim; hangi saatin kırkındasın?
Zamansız gelme desem gelirsin,
O zaman;
Beyaz beyaz,
Sıcak sıcak gel hadi.
Rabbime gideceğim, bu canımı al hadi.
Hangi ormanın ağacında büyüyecek tabutum?
Söyle ölüm meleğim; affedecek mi beni mabudum?
Zamansız gelme desem gelirsin,
O zaman;
Beyaz beyaz,
Sıcak, sıcak gel hadi.
Rabbime gideceğim, bu canımı al hadi.
Hangi hazan mevsiminde rahmet ile yağacaksın?
Söyle ölüm meleğim; beni neyle, nasıl boğacaksın?
Zamansız gelme desem gelirsin,
O zaman;
Beyaz beyaz
Sıcak, sıcak gel hadi.
Rabbime gideceğim, bu canımı al hadi.
Hangi kapının eşiğinde, nasıl bekleyim seni?
Söyle ölüm meleğim; can nasıl terkedecek teni?
Zamansız gelme desem gelirsin,
O zaman;
Beyaz beyaz
Sıcak, sıcak gel hadi.
Rabbime gideceğim, bu canımı al hadi.
Hangi kazandığım benimle revan olup gelecek?
Söyle ölüm meleğim;Rabbim geri nasıl diriltecek?
Zamansız gelme desem gelirsin,
O zaman;
Beyaz beyaz
Sıcak, sıcak gel hadi.
Rabbime gideceğim, bu canımı al hadi,
Hangi dağda, hangi yolda nefes sona erecek?
Söyle ölüm meleğim;bu nefis nasıl hesap verecek?
Zamansız gelme desem gelirsin,
O zaman;
Beyaz beyaz
Sıcak, sıcak gel hadi.
Rabbime gideceğim, bu canımı al hadi.
(MEÇHULİ-053659)
Posted by Misafir on Cts, 02/16/2008 - 19:55
ALLAH KAHRETSİN yeni
ALLAH KAHRETSİN
Çok yüksekten uzaklara bakarda,
Önünü göremez Allah kahretsin.
Laflarınan edebiyat yaparda,
Adını bilemez Allah kahretsin!
Kibirlidir, çaka satar her yerde,
İlaç olup, şifa verir her derde,
Tebdil ile çok kılığa girerde,
Kendisi olamaz Allah kahretsin!
Ağalara, paşalara yanaşır,
Türlü türlü pis işlere bulaşır,
Avarece piyasada dolaşır,
Evini bulamaz Allah kahretsin!
Alim olur fetva verir millete,
Sene sene, ay ay düşer zillete,
Bir faydası dokunmaz ki devlete,
İnsanca yaşamaz Allah kahretsin!
Cüce beyni ile devleşir durur,
Mert görünür, yiğitlikten dem vurur,
Kalmamıştır ne haysiyet, ne gurur,
Doğruyu soramaz Allah kahretsin!
Meçhuliyim yeter daha söyleme,
Alem-i cihana rezil eyleme,
Zaten yanmış körük olup harlama,
Öğütten anlamaz Allah kahretsin!
(MEÇHULİ-053659)
Posted by Misafir on Cts, 02/16/2008 - 19:53
DÜNYA GURBET yeni
GURBET (Değerli kardeşim Salih Zortaş’ın “vatan neresi”şiirine cevap)
Atam Adem çıktı geldi vatandan,
Dünya bize gurbet oldu gardaşım.
Varıp sordum kabristanda yatandan,
Dünya bize gurbet oldu gardaşım.
Efendimiz geldi gitti buradan,
Gelenler gidecek hepsi sıradan,
Fayda yoktur zenginlikten,paradan,
Dünya bize gurbet oldu gardaşım.
İnsan, sevdiğinden uzaksa gurbet,
Şeytan-ı laine uyma ha sabret,
Konup göçenlerden alınca ibret,
Dünya bize gurbet oldu gardaşım.
Çok ezelden alın yazım yazıldı,
Saçıma ak düştü, şeklim bozuldu,
Vuslat yakınlaştı, ömür azaldı,
Dünya bize gurbet oldu gardaşım.
Sılanın hasreti yakar içimi,
Boynumdadır Azrail’in sicimi,
Çok özledim babam ile bacımı,
Dünya bize gurbet oldu gardaşım.
Ne ektiysen biçeceksin tarladan,
Amelden soracak yarın yaradan,
Nice canlar gelip geçti buradan,
Dünya bize gurbet oldu gardaşım.
Vatanın kapısı mahşer meydanı,
Toplanacak padişahı, hakanı,
Götürdüğün süsleyecek yakanı,
Dünya bize gurbet oldu gardaşım.
Meçhuli hasretle yanar kavrulur,
Kader rüzgarında tozar, savrulur
Gün gelince can canandan ayrılır
Dünya bize gurbet oldu gardaşım.
(MEÇHULİ-053659)
Posted by Misafir on Cts, 02
GİBİDİR
Sana şiir yazmak seher vaktinde
Firakın aşkıyla yanmak gibidir
Hasretinle yanan dilin zikrinde
Çiçekten çiçeğe konmak gibidir.
Yüreğimden sızan sevgi pınarı
Gölgeleyip duran Rahmet çınarı
Manevi iklimde yeni baharı
Yaşamak deryaya koşmak gibidir.
Habib-i Kibriya sevgili elçin
Sevgisine uçar kalbim güvercin
Onun ravzasına kavuşmak için
Yola almak rahmetten taşmak gibidir. Yıldızım üşüyor sensizliğinde
Hayalim ısınır güzelliğinde
Kimsesiz akşamın sessizliğinde
Seni anmak kevserde yunmak gibidir.
Ellerim semaya açıldığı an
Şah damarımdan hükmedince kan
Girilir içine ol tayy-ı mekan
Seni orda bulmak görmek gibidir.
Meçhuli faniden geçti bu gece
Maziyi yaşattı hep hece hece
Defter-i amalim aceba nice
Deyip ağlaması ummak gibidir.
(Meçhuli-053659)

MUSALLA TAŞI
Yüreğimi avuçladım, kırık dökük ellerimle
Sızısını yudumladım kana kana
Çilelerimi kardeş ettim yarınlarıma
Buz kesmiş benliğimde dolandım yana yana
Ve sonra
Bu hanın iki kapısını adımladım
Başı ağıt , sonu omuzlarda bir tabut
Ortasındaysa ibretlik hadiseler…
Kiminde elbiseler atlastan, haram helali yutmuş
Kimisindeyse çaputtan, iğne terziyi uyutmuş
Kimi zevkin dört köşesine kurulmuş, ortada sırça saray
Kimi de alnının ortasından vurulmuş, kurşuna vurmuş kalay
Hesabı şaşırmıştı endaze, ölçeceği yeri biçerken
Terazi haram yetiştirmişti taze taze, dirhemini tezekten seçerken
Kiralık beyinlerde konaklar oturur
Villalardaysa tosunlar
Arnavut kaldırımlarında yokluk kudurur.
İnsanlar işte böyle kısım kısımlar.
Habil ve kabilden bu yana.
Canı acır tabanı yarılmış yorgun dostlukların
Ve bütün umutlar yüklenmiş sırtına yarınların.
Bir yanda meyvelerini yiyen ağaçlar
Öbür yanda hastasına eremeyen ilaçlar.
Böylemiydi gâlû belâ’da bizim ahdimiz
Gelecektir elbet Azrail’le buluşma vaktimiz.
Günahkar ruhumu nasıl teslim edeceğim ellerine
Eritip çürüttüğüm bedenim toprağa döndüğünde
Dilim yar olacak mı meleklerin suallerine…
Düşünmeliyim beynime çizilen bu iki yolu
Birinde rahmânî nûr, öbüründe şeytanî kir dolu
Cüz’i irademi revan etmeliyim Allah yoluna
Bütün günahları uyutarak şeytanın koluna
Kırk yıllık hatayı yüklemeliyim kara trene
O yoluna, ben yoluma…
Sonra son yolculuğun uykusuna uyumalıyım
Bütün dünyamı arkama alarak.
Kulak kesilmeliyim yapılacak şehâdete
Gözlerinden son kez dilene dilene
İşte ey insan!
Musalla taşında yatan bu ölü
Büyük bir ibrettir, Allah’ını bilene….
06/02/2010 Metin HANLIOGLU
DÖNDÜN
Dar-ı fenâ az aklını bitirdi,
Yolunu kaybetmiş sıpaya döndün.
Bed meclisi izanını götürdü,
Sermaye zâyetmiş papaya döndün.
Tilki gibi her pöslüğü yoklardın,
Domuz gibi her pisliği koklardın,
Kuyu açar azını da saklardın,
Yükünü kaybetmiş pupaya döndün.
Vurunca sırtına yokuş çıkardın,
Bir avuç arpaya ahır yıkardın,
Anırırken sen hâlinden bıkardın,
Piçini zâyetmiş gebeye döndün.
İleriye çektim direndin durdun,
Bellidir ahvalin, bellidir yurdun,
İçini kemirsin bitirsin kurdun,
Ligini kaybetmiş kupaya döndün.
Zebunlaşıp kapıları bekleme,
Yükün ağır bir yük daha yükleme,
Dayanmazsın ağır olan sekleme,
Köprüsün zâyetmiş dubaya döndün.
Avâneni, endâmını bilirim,
Terâzini , dirhemini bilirim,
Edebini , erkânını bilirim,
Şişesin kaybetmiş tıpaya döndün.
Ey “Meçhuli” daha yeter söyleme,
Söyleyipte rezil rüsva eyleme,
İzzetini kaybedeni paylama,
İtibar zâyetmiş babaya döndün.
27/12/09 (053659-MEÇHULİ)
Daha önce "Satirik" (Alaycı-Eleştirel) şiir pek yazmıyordun.Bu alanda da başarın ortada.Yalınız bu şiirde kime bu kadar giydirdiğini çok merak ettim.
SULTAN ŞEHİR
Sultan şehir derler, makamı yüce,
Neresidir dersen, Sivas’tır gardaş.
Mânevî iklimde gündüz ve gece,
Neresidir dersen, Sivas’tır gardaş.
Şems-i Sivasi’yle gün olur doğar,
Vahâbi Gâziy’le nur olur yağar,
Bütün kötülüğe nâr olur boğar,
Neresidir dersen, Sivas’tır gardaş.
Çifte Minare’si tarih kokuyor,
Gök Medrese ile sanat dokuyor,
Dostluk dergâhında meydan okuyor,
Neresidir dersen, Sivas’tır gardaş.
Ruhsâti Baba’nın doğduğu şehir,
Nice ermişlerin olduğu şehir,
Gâzi Atatürk’ün övdüğü şehir,
Neresidir dersen Sivas’tır gardaş.
Veysel’in sazının çaldığı eller,
Yiğitlerin harman olduğu eller,
Âşık meydanının dolduğu eller,
Neresidir dersen, Sivas’tır gardaş.
Kardeşçe yaşanır, hoşgörü ile,
İçersin suyunu, can gelir dile,
Bozkır toprağında, benziyor güle,
Neresidir dersen Sivas’tır gardaş.
Töresini korur, bilim ışığı,
Mekruhu , haramı bilmez kaşığı,
Meydanları dolar, bitmez âşığı,
Neresidir dersen, Sivas’tır gardaş.
Cehâleti kökten istersen yırtmak,
İzzettin Keykâvus, târihten yaprak,
Kurtuluş ruhunun doğduğu toprak,
Neresidir dersen, Sivas’tır gardaş.
Burada bulursun bütün çağları,
Binbir çiçek ile Tecer Dağlar’ı,
Allı yeşillidir, Gürün Bağları,
Neresidir dersen, Sivas’tır gardaş.
Dosta, can gardaş diyoruz bizler,
Misafiri sever, ak olur yüzler,
Alevî, sünnîsi bir olur özler,
Neresidir dersen, Sivas’tır gardaş.
Meçhulî’nin âşık olduğu sultan,
Ekmekle soğanı, tatlıdır baldan,
Gelmişi, geçmişi şanlı bir yoldan,
Neresidir dersen, Sivas’tır gardaş.
(Meçhuli)
07/11/2009
Şiirniz şiiri sevenlerin gönlünde 1. olmuştur.Sivas'ı tanımayan bir insan bu şiiri okuduğu zaman Sivas'ın nasıl bir kültür şehri olduğunu anlamıştır.
Abi kalemine sağlık. Sivası her türlü güzelliği ile dizelere işlemişsin ?
BEN BİR ÖĞRETMENİM
Talihimi, tarihimi, ikbalimi ve istikbalimi yaşayan odam,
Dersliğim.
Ve bir de yarınlarını, mukaddesatını sırtında taşıyan adam,
Mukaddes yüküm öğrencilerim
Öğrencilerimse gözlerim
Çünkü ben bir öğretmenim!
Ben onlara her şeyi öğretirim,
Onlarsa bana dünyayı gülücüklerine sığdıran
Tatlı bakışları…
Ders zili çalıpta sınıfımın kapısından girince,
Dünya’nın bütün dertlerini unuturum.
Onların saf ve içli bakışlarını görünce,
Tertemiz dünyalara kavuşurum.
Zehra’mın deniz mavisi gözlerinde,
Hayatımda suyun azizliğini ve özelliğini…
Doğa Yaren’imin zeytin karası gözlerinde,
Bir dost bakışın sadeliğini ve temizliğini…
Emir’imin anadolumun yağız delikanlısı gözlerinde,
Yiğitliğin destanını ve Türk’ün yürekliliğini…
Erdem’imin kömür karası gözlerinde,
Necip bir milletin sevdalarındaki bilekliliğini görür,
Ve kaybolurum gözlerinden bana ışıyan nurun içinde.
Hele bir de riyasız ve katıksız duruşlarının arasında,
Gül gibi nazenin ve masumane bir edayla,
Şaşırarak baba demeleri yok mu?!!!!
Beni benden alır götürür,
Bırakırlar bir gülistanın amberi kokusunun ortasında…
Ben işte bu mukaddes yüke hamalım;
Çünkü ben bir öğretmenim.
Öğrencilerimse duygularım, sevdalarım.
Ben onlara her şeyi öğretirim,
Onlarsa bana bin çabayla unutturulan,
Veya da unutturulmaya çalışılan,
Duygularımı , sevdalarımı…
Behice Su’mun miniminnacık ellerinde,
Dostluğu ve vefayı…
Berke’min bal damlası dillerinde,
Samimiyeti, candanlığı ve sefayı…
Sezin’imin meleklerden aldığı yanaklarında,
Yare verilen ve sevda kokan al elmayı…
Burak Kağan’ımın omuzlarında,
Nizam-ı Alemi ve Kızıl Elma’yı…
Denizimin dalga dalga saçlarında,
Babaannemin başındaki yazmayı…
Mustafa’mın yiğit yüreğinde,
Zalime zulmünü hatırlatan büyük atamı…
Yasin’imin zorbalara kafa tutan duruşunda,
İlay-ı Kelimetullah’a olan büyük sevdamı…
Görürüm, duyarım, hissederim ve yaşarım.
Her gün en yeniden, her gün en baştan!
Ben işte bu mukaddes yüke hamalım;
Çünkü ben bir öğretmenim.
Öğrencilerimse ülküm ve hülyalarım.
Ben onlara her şeyi öğretirim,
Onlarsa bana şeytanın el süremediği,
Eşref-i mahlukat olan insanı
Ve insanda var olması gereken melekeleri…
Kadir’imin ay gibi durgunluğunda,
Kadir şinaslığı…
İrem’imin iffetli gerdanında,
Al-i cenaplığı…
Dila’mın vakur endamında,
Adalet mülkündeki sultanlığı…
Celal Deniz’imin ak yüzünü süsleyen kara kaşlarında,
Türk otağındaki asil hakanlığı…
Yakup’umun damarlarındaki kanında,
Genlerini süsleyen delikanlılığı…
Gülçin’imin alnındaki şanında,
Şems’ine sema yapan semazanlığı…
Atalay’ımın alnındaki nurunda,
Kutsallarına hasredilen fedakarlığı…
Görürüm, anlarım, öğrenirim ve kutlarım,
Her gün en yeniden, her gün en baştan.
Ben işte bu mukaddes yüke hamalım;
Çünkü ben bir öğretmenim.
Öğrencilerimse bu günüm ve yarınlarım.
BÜYÜME ÇOCUK
Hava kırkında ayaz
bu senede yaz gelmeyecek bu ellere
bağrımdan yarılan koca bir avaz
nasır tutmuş sevdalarımı satamıyor güllere
sen bu ellere büyüme çocuk
büyüyüpte yüreğime erime çocuk
hayallerini kara masalların cadısı çalar
saatlerin sırtında büyüttüğümüz kırk yıllık buçuk
tutar tertemiz yarınlarını boğar
henüz ellerime sığmazsın küçüksün küçük
sen bu ellere büyüme çocuk
büyüyüpte yüreğime erime çocuk
eller duada beyazlansın
sonra büyürsün
renkler baharlara sevdalansın
sonra yürürsün
şimdilerde mevsim tuzak kurdu ellerime
buz kesti yüreğimdeki bütün cemreler
sen bu ellere büyüme çocuk
büyüyüpte yüreğime erime çocuk
eller niyazıma sancak açsın
sonra büyürsün
gözlerim doğan güne kamaşsın
sonra yürürsün
şimdilerde güne verilen selam bile soysuzlaştı
dostluğa sallanan ellere menfaat doldu
şefkat akıtan kalemim gecelerime aptallaştı
yağmur kokan güller ellerime soldu
sen bu ellere büyüme çocuk
büyüyüpte yüreğime erime çocuk….
(meçhuli-053659)
BİLMEZSİN
Temmuz sıcağında tapan tarlada
Yanmadıysan sen nimeti bilmezsin
Gönüllerin bir olduğu halkada
Durmadıysan sen hürmeti bilmezsin
Riyakarı dost yarenin bilerek
Vefasıza sevdiceğim diyerek
Her çeşitten kalleşliği görerek
Ölmediysen sen zulmeti bilmezsin
Bayrağımda şehidimin kanı var
Toprağımda mehmedimin canı var
Tarihimde şerefi var şanı var
Bilmediysen sen cenneti bilmezsin
Nurlu gece günahları yutarken
Seher vakti bülbül güle ağlarken
Zaman sana zemzem gibi akarken
Dolmadıysan sen himmeti bilmezsin
Dikildiyse şeytan gibi karşına
Kutsalların çekilirken kurşuna
Kör alçağın dünyasını başına
Çalmadıysan sen cinneti bilmezsin
Bulutlar yüklenip hakkın zikrinde
Şimşekler çaktırıp yüce fikrinde
Kıraç topraklara yedi iklimde
Yağmadıysan sen rahmeti bilmezsin
Uzun ömür rahmet versin yaradan
Emek ile erdem aldık babadan
Sütü temiz mübarek bir anadan
Doğmadıysan sen zahmeti bilmezsin
Kara bulut terk etmeyip başını
Atik gavur gösterince haçını
“Meçhulice” bırakmayıp saçını
Yolmadıysan sen töhmeti bilmezsin
(Meçhuli-053659)
BİLMEZSİN
Temmuz sıcağında tapan tarlada
Yanmadıysan sen nimeti bilmezsin
Gönüllerin bir olduğu halkada
Durmadıysan sen hürmeti bilmezsin
Riyakarı dost yarenin bilerek
Vefasıza sevdiceğim diyerek
Her çeşitten kalleşliği görerek
Ölmediysen sen zulmeti bilmezsin
Bayrağımda şehidimin kanı var
Toprağımda mehmedimin canı var
Tarihimde şerefi var şanı var
Bilmediysen sen cenneti bilmezsin
Nurlu gece günahları yutarken
Seher vakti bülbül güle ağlarken
Zaman sana zemzem gibi akarken
Dolmadıysan sen himmeti bilmezsin
Dikildiyse şeytan gibi karşına
Kutsalların çekilirken kurşuna
Kör alçağın dünyasını başına
Çalmadıysan sen cinneti bilmezsin
Bulutlar yüklenip hakkın zikrinde
Şimşekler çaktırıp yüce fikrinde
Kıraç topraklara yedi iklimde
Yağmadıysan sen rahmeti bilmezsin
Uzun ömür rahmet versin yaradan
Emek ile erdem aldık babadan
Sütü temiz mübarek bir anadan
Doğmadıysan sen zahmeti bilmezsin
Kara bulut terk etmeyip başını
Atik gavur gösterince haçını
“Meçhulice” bırakmayıp saçını
Yolmadıysan sen töhmeti bilmezsin
(Meçhuli-053659)
Dümensiz Gemi
Cinnet denizinde dümensiz gemi
Kaçıncı batışın bayramı bu gün
Kahpe bir rüzgarla dolar yelkeni
Kör topal hayatın hayranı bu gün
Nereden kaçarsın bu gidiş kime
İsyanın nedendir nurlu iklime
Karanlığa batıp doğdun zalime
Zifire dalmanın devranı bu gün
Rotasız günlerde yollar yorulur
Sevgisiz dünyada kollar yorulur
Buruşmuş yüzünde yıllar yorulur
Hesabı tutmanın zamanı bu gün
Kısrak gönlün gem tutmazdı düzlükte
Edep erkan bulunmazdı sözlükte
Hep öndeydin atiklikte tezlikte
Tükenen nefesin zevali bu gün
Sular çiğner deryalardan geçerdin
Rüzgar eker fırtınayı biçerdin
Nasıl ettin bunu nasıl becerdin
Tütmüyor bacanın dumanı bu gün
Yaşlı gövden çatırdayıp çürüyor
Bükülen belinde zaman eriyor
Titreyen ellerin haber veriyor
Ekip derdiğinin harmanı bu gün
(Meçhuli-053659)
Şatafattan saray, cıncıktan kule,
Tümünü toplasam naylon bir hayat.
Tozutur savurur, gem vurmaz dile,
Tümünü toplasam naylon bir hayat.
Düşüncesi modern, beden fuarda,
İffeti kiralık, ahlak hovarda,
Deniz manzaralı resmi duvarda,
Tümünü toplasam naylon bir hayat.
Anayı beğenmez, camiyi bilmez,
Babayı tanımaz, evine gelmez,
Vatana bayrağa can verip ölmez,
Tümünü toplasam naylon bir hayat.
Maziye karıştı bin yıllık töre,
Ateşi avuçlar göz göre göre,
Hesapta kitapta onmilyon kere,
Tümünü toplasam naylon bir hayat.
Saçları örgülü, ucube sakal,
Vücudu döğmeli, küpeli çakal,
Düşünce özürlü, akıldan topal,
Tümünü toplasam naylon bir hayat.
Birin solundayken yok olur sıfır,
Cifiri uykuda, ebcedi zifir,
Rabbini bilmeyen külliyen kafir,
Tümünü toplasam naylon bir hayat.
Edebi tanımaz, Yunus’u asar,
Bir köşe kapmıştır yazar ha yazar
Memleketi satar, tarihi bozar,
Tümünü toplasam naylon bir hayat.
Yemi kesilince döner dövünür,
Oyunla oynaşla ruhu avunur,
“Meçhuli” yüz yanar, bine bölünür,
Tümünü toplasam naylon bir hayat.
(Meçhuli-053659)
Şatafattan saray, cıncıktan kule,
Tümünü toplasam naylon bir hayat.
Tozutur savurur, gem vurmaz dile,
Tümünü toplasam naylon bir hayat.
Düşüncesi modern, beden fuarda,
İffeti kiralık, ahlak hovarda,
Deniz manzaralı resmi duvarda,
Tümünü toplasam naylon bir hayat.
Anayı beğenmez, camiyi bilmez,
Babayı tanımaz, evine gelmez,
Vatana bayrağa can verip ölmez,
Tümünü toplasam naylon bir hayat.
Maziye karıştı bin yıllık töre,
Ateşi avuçlar göz göre göre,
Hesapta kitapta onmilyon kere,
Tümünü toplasam naylon bir hayat.
Saçları örgülü, ucube sakal,
Vücudu döğmeli, küpeli çakal,
Düşünce özürlü, akıldan topal,
Tümünü toplasam naylon bir hayat.
Birin solundayken yok olur sıfır,
Cifiri uykuda, ebcedi zifir,
Rabbini bilmeyen külliyen kafir,
Tümünü toplasam naylon bir hayat.
Edebi tanımaz, Yunus’u asar,
Bir köşe kapmıştır yazar ha yazar
Memleketi satar, tarihi bozar,
Tümünü toplasam naylon bir hayat.
Yemi kesilince döner dövünür,
Oyunla oynaşla ruhu avunur,
“Meçhuli” yüz yanar, bine bölünür,
Tümünü toplasam naylon bir hayat.
(Meçhuli-053659)
YETİMLER İÇLİ BAKAR
Geceye söyleyin sussun
Bütün inlemeleri bana bıraksın
Günahlarımı örtsün yeter.
Ve suskunluğunda,
Yükleyelim sırtına kalemimin
Vurgun yemiş sevdalarımla birlikte
Muhanetin çıkmaz sokaklarında
Ne kadar yetim hikayem varsa
Hepsini hicran dağına çıkarsın
Ninniler söylesin onlara
Kar tanelerine kardeş etsin uyutsun
Ak sevdalarımın sütüyle besleyip
Güllerle uyanmaya büyütsün.
…………………………………
Sus gece sus
Yetim uyanmasın
Salkım söğüt düşüncelerimin gölgesinde
Bir yetim uyuyor
Uyanmasın yürek dağlar
Çünkü yetimler içli bakar.
…………………………………
Ay’a söyleyin sussun
Dalgaların sinesine uyuttuğum
Mehtap uyanmasın.
Yoluna kurban olduğumun,
Nurunu yansıtsın yeter.
Ve duruluğunda,
Yükleyelim sırtına yüreğimin
Yetimlerin ensesine attığımız
Kalleş tokatların hesaplarını.
Taşısın gözyaşlarıyla birlikte
Hesap günündeki gül çehreli
Peygamber sancağının gölgesine.
…………………………………
Sus Ay sus
Yetim uyanmasın
Bir hazin öykünün son perdesinde
Çok yetim uyuyor
Uyanmasın yürek dağlar
Çünkü yetimler içli bakar.
(Meçhuli-053659)
BULUNMAZ GARDAŞ
Yaram derin boşa merhem arama
Derdimin dermanı bulunmaz gardaş
Hançer saplanıyor sanki şurama
Derdimin dermanı bulunmaz gardaş
Artık bünyem ilaç kabul etmiyor
Gözüm görmez oldu dizim tutmuyor
Damarımdan serum dahi gitmiyor
Derdimin dermanı bulunmaz gardaş
Anam aceleynen çeyiz dizerdi
Doktor morfin vurdu sızım giderdi
Onyedimde nerden buldum bu derdi
Derdimin dermanı bulunmaz gardaş
Mezarımı çiçeklerle süsleyin
Sakın ola annemizi üzmeyin
Ben gidiyom darılıpta küsmeyin
Derdimin dermanı bulunmaz gardaş
Gelinliğim kefen oldu biçildi
Mezarımın tahtasıda seçildi
Azrailim yamacıma dikildi
Derdimin dermanı bulunmaz gardaş
Hoca minarede sela veriyor
Bu bacınız el sallayıp gidiyor
Ecel geldi son nefesim bitiyor
Derdimin dermanı bulunmaz gardaş
(Meçhuli-053659)
SENDEN SANA SUSADIM
Göz yaşlarımla suladım
Sana verceğim gülleri
Bütün hasretlerimide sardım sarmaladım
Sevdamıza uyuttuğum gonca kundağına
Ve hepsini sırtına vurdum yedi verenin
Sana uğurladım
Ey sevgili sana yolladım.
Bil ki her günden daha çok
Senden sana susadım.
………………………………………..
Kırçiçekli dağlarda seni aradım
Ceylanlara sordum, ahu bakışlarını
Dilek çeşmesinin akışında
Saçlarını taradım gözlerimle
Ve gözlerimi içine akıttım yedi verenin
Sana uğurladım
Ey sevgili sana yolladım
Bil ki her günden daha çok
Senden sana susadım.
……………………………………….
Ondört şubatları aşıklara bıraktım
Onların olsun
Bütün yıllar ve günlerde bizim
Sevdamızı söylesin
Asırlarca dilden dillere
Sana yanmışlıklarıma türküler yaktım
Türkülerde beni yaktı sana
Ve türküleri içine kattım yedi verenin
Sana uğurladım
Ey sevgili sana yolladım
Bil ki her günden daha çok
Senden sana susadım…
(Meçhuli-053659)
SORU VE DUA
Ela gözlerimde açan çiçeğim
Soğuk ayazımda üşümeyesin
Kırmızı benekli gelin böceğim
Bahar sevdasında büyümeyesin.
Mahmur bakışların derdimi alsın
Sahrada kuruyan ruhum ıslansın
Yola gelmez gönlüm derken uslansın
Çamur deryasında çağlamayasın.
Güllerden damlasın derdime şurup
Sinene gireyim yolunu bulup
Hasret semasında bir bulut olup
Hazan mevsimimde ağlamayasın
Kirpiğin gözünü gölgeleyince
Bakışın kalbimi süngüleyince
Lal olup dillerin söylemeyince
Figan denizimde boğulmayasın.
Çektiğim çileyi hesaplayınca
Dağımın karını arzulayınca
Deli küheylanı kamçılayınca
Yürek yokuşumda yorulmayasın.
Ağular içerim bal gelir senden
Ak sevdan canımla gidince tenden
Amberi kokunu alınca benden
Kırık mızrabımda kırılmayasın.
(Meçhuli-053659)
BİNİ BİR PARA
Üç beş kuruş aldım çıktım pazara
Baktım namussuzun bini bir para
Cilalı boyalı tam bir manzara
Gördüm şerefsizin topu bir para
Pişkin pişkin meclislerde sırıtır
Tövbe haşa sanki dağlar yaratır
İçki fışkı birde sofra donatır
Sordum namussuzun bini bir para
Yolunu kaybetmiş akıldan şaşkın
İsmini kirletir mukaddes aşkın
Boynu kalınlaşmış göbeği şişkin
Yordum şerefsizin topu bir para
Türlü mel’unluğu normal karşılar
Çevresine aşüftelik aşılar
Kirlenmiştir cadde sokak çarşılar
Gördüm namussuzun bini bir para
Ekranda medyada etin sergiler
Yediği lerzeyi söyler dergiler
Saatlik olmuştur aşklar sevgiler
Baktım şerefsizin topu bir para
Rüşveti alıyor bahşiş oluyor
Memur maaşıyla villa alıyor
Yetimin öksüzün hakkın çalıyor
Sordum namussuzun bini bir para
Kokain esrarla gözü dönmüştür
Cemali çarpılmış şikri ölmüştür
“Meçhuli” bu işe çokça gülmüştür
Yordum şerefsizin topu bir para
Meçhuli-053659)
BİNİ BİR PARA
Üç beş kuruş aldım çıktım pazara
Baktım namussuzun bini bir para
Cilalı boyalı tam bir manzara
Gördüm şerefsizin topu bir para
Pişkin pişkin meclislerde sırıtır
Tövbe haşa sanki dağlar yaratır
İçki fışkı birde sofra donatır
Sordum namussuzun bini bir para
Yolunu kaybetmiş akıldan şaşkın
İsmini kirletir mukaddes aşkın
Boynu kalınlaşmış göbeği şişkin
Yordum şerefsizin topu bir para
Türlü mel’unluğu normal karşılar
Çevresine aşüftelik aşılar
Kirlenmiştir cadde sokak çarşılar
Gördüm namussuzun bini bir para
Ekranda medyada etin sergiler
Yediği lerzeyi söyler dergiler
Saatlik olmuştur aşklar sevgiler
Baktım şerefsizin topu bir para
Rüşveti alıyor bahşiş oluyor
Memur maaşıyla villa alıyor
Yetimin öksüzün hakkın çalıyor
Sordum namussuzun bini bir para
Kokain esrarla gözü dönmüştür
Cemali çarpılmış şikri ölmüştür
“Meçhuli” bu işe çokça gülmüştür
Yordum şerefsizin topu bir para
Meçhuli-053659)
YAĞMUR VE BEN
Kimi zaman sessiz çisenti olup,
İnceden inceye bir senfoni çalarak,
Kimi zaman da bir hışımla yağarsın;
Susuz kalmış gönül çölüme,
Yudum yudum, kana kana içilesi.
……………………………………….
Sen yağmurum bense toprağın.
Sen olmasan…..
Ne hükmü olur kıraç toprağın.
Sen olmasan, ah sen olmasan,
Kıymet mi bulur gülüm, yaprağım.
………………………………………
Usul usul, tane tane yağ bana!
Sana susayan bağrım ıslansın.
İçimi vatan tutmuş ayrılık ateşini,
Çatlamış dudaklarımdan kalemim sana ağlasın,
Sade ve boyasız kelimelerle.
Ve sonra,
Kardeş olsunlar,
Güllere verdiğim bütün renkler,
Seni yansıtan gökkuşağının yedi renginde.
………………………………………….
Sen yağmurum bense toprağın.
Sen olmasan…..
Ne hükmü olur kıraç toprağın.
Sen olmasan, ah sen olmasan,
Kıymet mi bulur gülüm, yaprağım.
……………………………………………..
Kimi zaman gürleyerek gelir,
Kimi zaman da sağnak sağnak ağlarsın;
Can vermek için ölmüş ruhuma.
Her tohum seninle çatlar,
Rüzgarla sarılıp dans etmek hayaliyle.
Sürgün verir yetim benliğimdeki her fidan,
Bulutlarla birlikte sana gelmek için.
…………………………………………..
Sen yağmurum bense toprağın.
Sen olmasan…..
Ne hükmü olur kıraç toprağın.
Sen olmasan , ah sen olmasan,
Kıymet mi bulur gülüm, yaprağım.
……………………………………………
Kimi zaman yanağıma bir buse kondurur,
Kimi zaman da ırmak olur çağlarsın;
Beni yalnızlıklarımdan çalıp,
Koynunda uyutmak için.
Sarıp sarmalayıp ninnilerle,
Gül dalında büyütmek için.
…………………………………………..
Sen yağmurum bense toprağın.
Sen olmasan…...
Ne hükmü olur kıraç toprağın.
Sen olmasan, ah sen olmasan,
Kıymet mi bulur gülüm, yaprağım.
(MEÇHULİ-053659)
DÜŞÜNCE
Bir masa, bir kalem ve bin düşünce,
Sevdadan kalan kırık bir kalbin matemi dile geldi.
Soğuk bir odanın buzdan nefesinde,
Düşüncelerim ellerime düşünce…..
Betonun azgın suratından düşen bin parça,
Her zerresinde zemheriyi yaşarken,
Ben baharları yaşatıyordum,
Özlemlerimin gün görmemiş yüzünde.
Sonra kor alevlerle kardeş olmuş her hücremde,
Isıtıyordum kimsesizliklerimin buz kesmiş vücudunu,
Seccademin şefkat mevsimine cemre düşünce!.......
………………………………………………………….
Bir gece,bir adam ve bin düşünce,
Günahların sigaya çekilip, asıldığı an,
Taze sevdalara yelken açıyordu hayallerim,
Havf ve reca ile,
Yalnızlıklarımın uçsuz enginlerinde.
Meramımı anlatmaya kifayetsiz kalıyordu kelimelerim,
Pişmanlıklarımın arasına gizlenmiş duygu selinde.
Akşamdan ta fecr-i sadıka gelince, ince ince,
“Yağlı urganlara gidesin” dediğim,
Günahkar ruhumu asacak sandalyem,
Ne mübarek kurtuluş müjdecisi olur,
Bir hazin çatırtıyla, yere düşünce!.....
………………………………………………………….
Bir sultan, bir sevda ve bin cüce,
Zavallı binlerin tağutla danslarındaki acı son,
Hep aynı değil midir?
Onların hayat serüvenindeki son perde.
Üryan bakışlarıyla kalmazlar mı orta yerde?
Gerçeklerle yüzleşme vaktindeki mizan,
Çok hazin neticelenir maskeleri düşünce!...
Ben ise sultanıma sevdalarımı sunma telaşındayım,
Kırk yaşıma yüklediğim, ağır yük,
Aklımı başıma getirdi.
Büyük bir çatırtıyla ve hengameyle,
Omuzumdan yere düşünce!.........
(MEÇHULİ-053659)
ARKADAŞ
Kimisi ekmek gibi her gün aranır,
Kimisi ilaç gibi elzem bulunur,
Kimisi mikrop gibi her an görünür,
Sakın ha üçüncüsü olma arkadaş!
Kimisi hava gibi içe çekilir,
Kimisi suna gibi gören durulur,
Kimisi deve gibi yüke vurulur,
Sakın ha üçüncüsü olma arkadaş!
Kimisi kaya gibi sırtın dayarsın,
Kimisi paşa gibi saygı duyarsın,
Kimisi ayı gibi ondan kaçarsın,
Sakın ha üçüncüsü olma arkadaş!
Kimisi hayat gibi durur yaşarsın,
Kimisi sanat gibi bakar doyarsın,
Kimisi bayat gibi alır atarsın,
Sakın ha üçüncüsü olma arkadaş!
Kimisi inci gibi ipe dizilir,
Kimisi hancı gibi ona gidilir,
Kimisi sancı gibi zorla atılır,
Sakın ha üçüncüsü olma arkadaş!
Kimisi “Behlül”gibi deli denilir,
Kimisi “eylül”gibi gülü derilir,
Kimisi “meçhul”gibi ölür sevilir,
Sakın ha üçüncüsü olma arkadaş!
(MEÇHULİ-053659)
FİLİSTİNLİ KİMSESİZ ÇOCUK
Akranların binbir makam ninni dinlerken,
Sen bombaları kanınla boyadın.
Sızdı damarındaki kan,
Şarapnelin merhametten yoksun kucağına.
Bir aah çekti içli ve sessiz,
Modern ve demokratik dünyanın çirkin ve hoyrat suratına;
Ben Filistinli kadersiz ve kimsesiz çocuğun kanıyım dedi,
Melul ve mahsun bakışlarının arasında
Neler , neler anlatıyordu,
Tarihin utanç sayfalarına;
İşte o bebek kanıyla imza atıyordu.
……………………………………………………….
Kefen içindeki o masum ve melek duruşlum,
Kurşunlara dizerken,
Eli kolu bağlı çaresizliklerimi,
Gözyaşlarımın arasında çırpınıyordu,
Mini minnacık kalbi.
Haykırıyordu sanki ,
Kimsesizliklerini, sahipsizliklerini,
Koca dünyanın Müslüman coğrafyasına.
Nefesi kuvvetliydi lakin,
Duymuyordu, bir türlü duyuramıyordu sesini,
Sağırlaşan, dilsizleşen, dinsizleşen
Dünya haritasına.
………………………………………………………………..
Dili dönmese de
Kalbi, kanı, kefeni
LA İLAHE İLLALLAH diyordu;
Katil İsrail’in tankına, bombasına, şarapneline
Sapan taşı atıyordu,
Mescid-i Aksa ile gözgöze gelerek.
Akan kanlarını biriktiriyordu,
Yarınlarına damla, damla
Çünkü; her damlası kan kırmızı karanfilleri sulayacak,
İşte ben buradayım diyecekti,
Günü gelince,
Mescid-i Aksa’nın gülizarında.
Bir gün Selahaddin-i Can,
Öbür gün Abdulhamit Han olup,
Esecek rüzgar, rüzgar
Gazze’nin nurlu sokaklarında;
Mikropsuz, katilsiz, yahudisiz ve İsrailsiz.
(Meçhuli-053659)
FİLİSTİNLİ KİMSESİZ ÇOCUK
Akranların binbir makam ninni dinlerken,
Sen bombaları kanınla boyadın.
Sızdı damarındaki kan,
Şarapnelin merhametten yoksun kucağına.
Bir aah çekti içli ve sessiz,
Modern ve demokratik dünyanın çirkin ve hoyrat suratına;
Ben Filistinli kadersiz ve kimsesiz çocuğun kanıyım dedi,
Melul ve mahsun bakışlarının arasında
Neler , neler anlatıyordu,
Tarihin utanç sayfalarına;
İşte o bebek kanıyla imza atıyordu.
……………………………………………………….
Kefen içindeki o masum ve melek duruşlum,
Kurşunlara dizerken,
Eli kolu bağlı çaresizliklerimi,
Gözyaşlarımın arasında çırpınıyordu,
Mini minnacık kalbi.
Haykırıyordu sanki ,
Kimsesizliklerini, sahipsizliklerini,
Koca dünyanın Müslüman coğrafyasına.
Nefesi kuvvetliydi lakin,
Duymuyordu, bir türlü duyuramıyordu sesini,
Sağırlaşan, dilsizleşen, dinsizleşen
Dünya haritasına.
………………………………………………………………..
Dili dönmese de
Kalbi, kanı, kefeni
LA İLAHE İLLALLAH diyordu;
Katil İsrail’in tankına, bombasına, şarapneline
Sapan taşı atıyordu,
Mescid-i Aksa ile gözgöze gelerek.
Akan kanlarını biriktiriyordu,
Yarınlarına damla, damla
Çünkü; her damlası kan kırmızı karanfilleri sulayacak,
İşte ben buradayım diyecekti,
Günü gelince,
Mescid-i Aksa’nın gülizarında.
Bir gün Selahaddin-i Can,
Öbür gün Abdulhamit Han olup,
Esecek rüzgar, rüzgar
Gazze’nin nurlu sokaklarında;
Mikropsuz, katilsiz, yahudisiz ve İsrailsiz.
(Meçhuli-053659)
BU GECE
Hece hece hayatımı okudum,
Dertlerim depreşti yandım bu gece.
Tüm ömrümü bir çırpıda soludum,
Meydan-ı Mahşer’de kaldım bu gece.
Tarihleri makaraya doladım,
İbretleri hafızamdan taradım,
Mezarımdan çıkış yolu aradım,
Alem-i Berzah’ta öldüm bu gece.
Münker Nekir omuzumdan inmiyor,
Sorguya suale dilim dönmüyor,
Ceset öldü, neden bu can ölmüyor?
Ateşim tükendi söndüm bu gece.
Musalla taşına uzandım yattım,
Dosta arkadaşa iyale baktım,
Amel defterimi boynuma taktım,
Kendimi mezara gömdüm bu gece.
Tek yekunde günlerimi topladım,
Topladıkça pişmanlığım katladım,
Çıkan resme bakıp bakıp çatladım,
Zerreyi milyona böldüm bu gece.
Meçhuliyim muhasebe tutmadı,
Bini bırak biri bire katmadı,
Havf çok ama recayı unutmadı,
Eridim tükendim bittim bu gece.
(MEÇHULİ-053659)
ÖZÜR DİLİYOR
Toplanmış çağdaş şebek sürüsü,
Çiyan dedesinden özür diliyor.
Mikrobun aydını, itin ölüsü,
Çiyan babasından özür diliyor.
Atanı yalladık, bize hırladı,
Yemini bol verdik yine zırladı,
Torunları olanağı zorladı,
Çiyan dedesinden özür diliyor.
Ekmeğimi yiyip, suyum içerken,
Dili yılan olup zehir saçarken,
Çifte atıp kendisinden geçerken,
Çiyan babasından özür diliyor.
Bir doğruyu dört eğriye böldürdük,
Koltukları hep onlardan doldurduk,
Adların dan “yan”larını kaldırdık,
Çiyan dedesinden özür diliyor.
Marko Paşa derdinizi dinlesin,
Zilli kutu her makamdan söylesin,
Yetim, öksüz her deminde ağlasın,
Çiyan babasından özür diliyor.
Adalet tokmağı öküz elinde,
Nahoş türkü söyler sarhoş dilinde,
Türk’ün vatanında, Türk’ün yerinde,
Çiyan dedesinden özür diliyor.
Olanaklar koşulları sağladı,
Tüm sığırlar dillerini yağladı,
Cüppe giyip, kıravatta bağladı,
Çiyan babasından özür diliyor.
(MEÇHULİ 053659)
RAMAZAN
Şeytanları zincirlere vurdunda
İlm-u Kelam ile geldin Ramazan.
Mağfiret bıraktın güzel yurdumda
İzzet ikram ile gittin Ramazan.
Bin aydan hayırlı “kadir” sendedir
Teravihi kıldık, dizler zindedir
Avanesi düşman, iblis kindedir
Derde derman ile geldin Ramazan.
Açların halini bildirdin bize
Günahlar affoldu, nur geldi yüze
İlahi devlete verdinde vize
Şeref şanın ile gittin Ramazan.
Ruhlarımız yücelere ulaştı
Melekut alemine çoktan yaklaştı
Zengin fakir ile rahmet paylaştı
Ahde vefa ile geldin Ramazan.
Seccadem nakş etti yüce sevdamı
Dostlara anlattım büyük kavgamı
Sabredenler buldu Iyd-ı bayramı
Misl-i Kamil ile gittin Ramazan.
Nefs-i emmareyi vurduk, öldürdük
Rahmet yağmurunda yangın söndürdük
Yönümüz Kabe’ye durduk döndürdük
Şeb-i Aruz ile geldin Ramazan.
“Meçhul” seni dört göz ile bekliyor
Selavat getirip gülün kokluyor
Sende ektiğini derip topluyor
Fazl-ı Kerem ile gittin Ramazan.
ANADOLU
Sen atamın saçlarından,
Besledin ve büyüttün.
Gül bitirdin toprağından,
Yarınlarımıza koklanası….
Bir sevda bıraktın asırlarca söylenecek.
Anadolu, Anadolu!
Ta Malazgirt’ten kıyamete kadar,
Sana yiğit doğuracak ana dolu;
Çünkü toprağında atam yatar…
Sen yetimlerin gözyaşından,
Islattın ve çağlattın.
Burçlar çıkardın her taşından,
Nöbetler bıraktın tutulası….
Al bayrak bıraktın uğrunda ölünecek.
Anadolu, Anadolu!
Ta Edirne’den Kars’a kadar,
Sana civan doğuracak ana dolu;
Çünkü sinende kalbim atar…..
Sen kız kardeşimin bakışından,
İlmek ilmek bağlattın,
Gökkuşağını yağmurların ardından,
Rahmetin, bereketin hatırası,
Bu ekinler hasat zamanı derilecek.
Anadolu, Anadolu!
Ta kuzeyden güneye kadar,
Sana şehit doğuracak ana dolu;
Çünkü sana sevdam katar katar…..
Sen Kızılırmak’ın akışından,
Nice canlar dirilttin.
Öyle bir haykırdın ki Sakarya’nın bağrından,
Yer ile yekzan oldu salibin bataryası,
Asım’ın nesli hep övündü, övünecek.
Anadolu, Anadolu!
Ta şafaktan Sur’a kadar,
Sana şehit doğuracak ana dolu;
Çünkü yokluğun beni yutar…..
(Meçhuli-053659)
GELDİM
Muhabbet kokulu dost meclisine,
Selamun Aleyküm dedim de geldim.
Rahmetler diledim tüm geçmişime,
Atamı dedemi saydım da geldim.
Ruz-i cezada ahvalim(i) aradım,
Medine’de ben gülümü kokladım,
Sevgisini yüreğime sakladım,
Umman-ı rahmete doydum da geldim.
Arı soylulukla yapar balını,
Mayası bozuğun çoktur çalımı,
İnsan-ı miskinin bütün malını,
Kalleş pazarında koydum da geldim.
Bülbül vatanına gülistan derler,
Aslı yağmur olan yağar ve gürler,
Osmanlı duruşlu beyler ve erler,
Meth-i senanızı duydum da geldim.
Koyunu getirdim ağıla koydum,
Öküzü bağladım ineği sağdım,
Yuları semeri sırtından aldım,
Eşeği çayıra saldım da geldim.
Mevsim-i Hazanda yaprak dökülür,
Kışı yaklaşanın beli bükülür,
Azrail kabzıyla canı sökülür,
Şehr-i zemheriyi gördüm de geldim.
Teneşirde bir defalık ölünce,
Bedenim çürüyüp gözüm sönünce,
Hesap yapıp kalanımı görünce,
Dünya’yı Kabil’e verdim de geldim.
Şeytanın tuzağı çetindir çetin,
Meçhuli seninde çürüycek etin,
Al etti el etti oynaştı lakin,
Nefsimi zincire vurdum da geldim.
(MEÇHULİ-053659)
Meçhuli Bey şirlerini okudum. Yanılmıyorsam yeni yayımlandı. Çok güzel yazmışsın. Diline, kalemine ve yüreğine sağlık. Ben -acizane olarak- sizde büyük bir şiir yeteneği sezinliyorum. İkinci bir Ruhsati, Minhaci doğuyor hissine kapıldım. Neden olmasın... Ne de olsa Sivas aşıkların harman olduğu bereketli bir toprak. Bu hele bizim köyümüzden çıkıyorsa o daha da güzel... Meçhuli kardeş ayrıca şiir bilginize ve şiirlerin geçmişine vakıf olduğunuzu da Yunus Emre, Molla Kasım hikayesiyle de kanıtlamış bulunuyorsunuz, katımız da. Sizi tekrar kutluyor ve affına sığınarak Yunus Emre'nin o şiirinin yani Molla Kasımın pişman olduğu şiirin son kıtasını sizinle ve köylülerimizle paylaşmak istiyom.
DERVİŞ YUNUS BU SÖZÜ
EĞRİ BÜĞRÜ SÖYLEME
SENİ DE SİGAYA ÇEKEN
BİR MOLLA KASIM GELİR
VARDIR
Yürek sedasına kem söz edenin
Akl-ı izanında cehalet vardır.
Avare ruh ile yolda gidenin
Sözü kelamında garabet vardır.
Merhamet duygusu yok olmuş gitmiş
Harabe örenlerde baykuşça ötmüş
Kalbi karalanmış, nuru da bitmiş
Güruhun yüzünde şeytanlık vardır.
İnsan meclisine gelip giremez
Düştüğü batağa bakıp göremez
Kelam-ı kadime yüzün süremez
Gafilin özünde aptallık vardır.
Atası ebu cehil, iftira atar
Süslü sözlerinde tilkilik yatar
Yüklerim yükünü yolunu tutar
Attığı adımda pişmanlık vardır.
Meçhul ne söylesen Ruhsat dilinden
Deliktaş Köyün’den, Sivas ilinden
Biz yemeyiz nadanların elinden
Kattığı şekerde düşmanlık vardır.
(MEÇHULİ-053659
Canan
Sevdalı akşamlar tekin değildir,
Pek dolaşma gönül viranesinde
Gururlu güneşler boyun eğildir,
Şaka yoktur aşkın efsanesinde.
Çok mutlu yıldızlar çıktı çığırdan,
Farkı yoktur aşıkların sağırdan,
Önce dumanları başlar ağırdan,
Bir cezbeyim aşkın pervanesinde.
İhtimal vermezsin, hem inanmazsın,
Ateşler sarmıştır, sen uyanmazsın,
Mestolduktan sonra artık yanmazsın
Gönlüm gibi hikmet peymanesinde.
Taptığın mihraplar çöker bir anda,
Her şey olmuş bitmiş gibi meydanda
Tutuştu çırağlar, sevda devranda
Yanıyorum sazın teranesinde.
Bir serseriyim ki dur aman bilmem,
Kalbinden başka bir mekan bilmem,
Gök kandil olmuşum, asuman bilmem
Bu mavi gözlerin meyhanesinde.
Karanlık zülfünü bir görmek için,
Gök kanat oldum cin melek için,
Bana yeter artar buselik için
Hatıra telleri dil sanesinde.
Gönül rebabında olamaz düzen
Aşkım bu yıldızı yüzünden süzen,
Buluşuruz yarın, geceye Neyzen
Cananın kalbinde, gam lanesinde.
(Azab-ı Mukaddes adlı kitabından alınmıştır.)
Meçhuli
Per, 02/21/2008 - 13:18
BİSMİLLAH
Arı su içer bal akıtır
Gezdiği çiçeğe Bismillah!......
Yılan su içer zehr akıtır
Sezdiği ölçeğe Bismillah!......
Toprak su içer gül çıkarır
İçtiği renklere Bismillah!...
Bulut su içer sel çıkarır
Aktığı bentlere Bismillah!......
Demir su içer har çıkarır
Verdiği kılıca Bismillah!......
Sıcak, su içer kar çıkarır
Serdiği örtüye Bismillah!.......
Kurşun su içer can aldırır
Çıktığı namluya Bismillah!......
Kısrak su içer yol aldırır
Aldığı nefese Bismillah!...........
Ağaç su içer tad oluşur
Vediği meyveye Bismillah!.......
İnsan su içer zat oluşur
Öptüğü secdeye Bismillah!..........
Kalem su içer "nun" yazdırır
Yazdığı sayfaya Bismillah!......
Güneş su içer "gün" yazdırır
Doğduğu şafağa Bismillah!.....
İlik su içer kan doğurur
Emreden Rahman'a Bismillah!.........
"Meçhul"su içer gam doğurur
Yandığı sevdaya Bismillah!........
(MEÇHULİ-053659)
GÜÇ VER YA RABBİM
Yine cenk başladı serhat elinde
Mehmetçiği koru, güç ver ya Rabbim
Eresin dağları, Gabar belinde
Mehmetçiği koru, güç ver ya Rabbim.
Gazaya çıkmıştır kar kış demeden
Öcünü almak için bitten keneden
Süzülüp geçerken dağdan dereden
Mehmetçiği koru, güç ver ya Rabbim.
Ayrılmış gitmiştir anadan yardan
Kutsallar uğruna geçmiştir candan
Bayrağı yücedir mukaddes kandan
Mehmetçiği koru, güç ver ya Rabbim.
Anası koçuna kınalar yakmış
Şahin bakışlım dağlara çıkmış
Hainin inini başına yıkmış
Mehmetçiği koru, güç ver ya Rabbim
Gabar’dan, Cudi’den çakalı sorar
Gaziliği tanır, şehitlik arar
Saçının teline gelmesin zarar
Mehmetçiği koru, güç ver ya Rabbi
Göklerde kartalım yapınca sorti
Allah’ın aşkıyla vurdu ha vurdu
Meçhuller el açtı duaya durdu
Mehmetçiği koru, güç ver ya Rabbim.
(MEÇHULİ-053659)
ASKER MEKTUBU
Yine bir hasret akşamındayım
Hava ayazmı ayaz!
Koçyiğidin yine çakal avında Anne
Üzerimdeki elbisem tertemiz
Ak sütün kadar beyaz
Bir şehit kefeni Anne
Bir şehit kefeni!
…………………………………………………..
Bir Güneş vardıya Anne!
Bir şehit kızı
Yüzü masum ve yırtık çoraplı
İşte o Güneş’in savaşını veriyorum burada yiğitçe
Şehitlik ne yüce makam, alnımda yazı
Güneş’in ateşiyle eritiyorum sinemde,
Tipiyi, boranı, karı, ayazı.
………………………………………………………..
Sırtımdaki çantam ağırmı ağır
Çünkü memleketi taşıyorum sırtımda anne!
Vatanımın yükü omuzlarımda,
Elimde silahım,
Alnımda namusum, şerefim, şanım
Arıyorum aponun itlerini karış karış!
Çıktınmı karşıma
Basıyorum tetiğe Bismillahlarla
Bayrağım dalgalansın diye yurdumda Anne!
……………………………………………………………
Bir Güneş vardıya Anne!
Bir şehit kızı
Yüzü masum ve yırtık çoraplı
İşte o Güneş’in savaşını veriyorum burada yiğitçe
Şehitlik ne yüce makam, alnımda yazı
Güneş’in ateşiyle eritiyorum sinemde,
Tipiyi, boranı, karı, ayazı.
………………………………………………………….
Yüreğim Sivas kadar!
Ama sımsıcak anam sımsıcak,
Kandilin kardan gecelerinde
Hem de yavrum dediğin andaki yüreğin kadar sıcak
Tek eksiğim duaların
Benden dualarını eksik etme Anne!
Rabbimin rahmet deryalarından gönder bana
Kar yerine duaların yağsın,
Mübarek ellerinin tartısından kucak kucak Anne!
Kucak, kucak!
……………………………………………………………….
Bir Güneş vardıya Anne!
Bir şehit kızı
Yüzü masum ve yırtık çoraplı
İşte o Güneş’in savaşını veriyorum burada yiğitçe
Şehitlik ne büyük makam, alnımda yazı
Güneş’in ateşiyle eritiyorum sinemde
Tipiyi, boranı, karı, ayazı.
……………………………………………………..
Yumruklarım o kadar büyüdü ki Anne!
Ben deyim Erciyes, sen dé Ağrı.
Balyoz oldu da Cudi’ye vurdu!
Gürz oldu da Zap’ı salladı.
Soysuzlaşmaların hesabını sormak için,
Koçyiğidin öyle yürüdüki Anne!
Çakallar inini bile terk etti
Mertçe çıkamadılar karşıma Anne!
Mertçe çıkamadılar.
………………………………………………………
Bir Güneş vardı ya Anne!
Bir şehit kızı
Yüzü masum ve yırtık çoraplı
İşte o Güneş’in savaşını veriyorum burada yiğitçe
Şehitlik ne yüce makam, alnımda yazı
Güneş’in ateşiyle eritiyorum sinemde,
Tipiyi, boranı, karı, ayazı.
………………………………………………………….
Eğer bende Güneş’in babası gibi şehit olursam
Sakın ağlamayasın Anne!
Şehit anaları ağlamaz çünkü.
Bu gururu alnında taşı Anne!
Alnında taşı!
Koçyiğit yetiştiren anaların gözlerine yakışmaz çünkü;
Acı, hüzün, gözyaşı Anne!
Gözyaşı Anne!
………………………………………………………………
Bir Güneş vardı ya Anne!
Bir şehit kızı
Yüzü masum ve yırtık çoraplı
İşte o Güneş’in savaşını veriyorum burada yiğitçe
Şehitlik ne yüce makam, alnımda yazı
Güneş’in ateşiyle eritiyorum sinemde,
Tipiyi, boranı, karı, ayazı.
(Meçhuli-053659)
SEFA GELDİNİZ
Aşığın kıymetini bilen erenler,
Ruhsat’ın Köyü’ne sefa geldiniz!
Kültürü, töreyi, ilmi sevenler,
Ruhsat’ın Köyü’ne sefa geldiniz!
O ki sözlerini Hak’tan söyleyen,
İlahi aşk ile candan inleyen,
Nice ermiş gibi yüzü gülmeyen,
Ruhsat’ın Köyü’ne sefa geldiniz!
Bazen rençber oldu, bazende usta,
Nasihat eyledi düşmana dosta,
Çileyi yaşadı yazda ve kışta,
Ruhsat’ın Köyü’ne sefa geldiniz!
İlahi badeyi Kertme’de içti,
Faninin atlasın söz ile biçti,
Dokuzyüzonbirde Dünya’dan göçtü,
Ruhsat’ın Köyü’ne sefa geldiniz!
Ümmi idi ama cahil değildi,
Fakr-u zaruretten beli eğildi,
Burada doğupta burada öldü,
Ruhsat’ın Köyü’ne sefa geldiniz!
Minhacı’sı onun aşık oğludur,
Ağgelin’in derdi gayet zorludur,
Özüne bakarsan Samet soyludur,
Ruhsat’ın Köyü’ne sefa geldiniz!
Nice aşıklarla cengi kazandı,
Seyyah oldu çok yerlere uzandı,
“Topraklar başına”deyip yazandı,
Ruhsat’ın Köyü’ne sefa geldiniz!
Peygamberi sevdi, Rabbi’ne taptı,
Aynı sevda beni Meçhuli yaptı,
Cümle dostlar bize şerefler kattı,
Ruhsat’ın Köyü’ne sefa geldiniz!
(Meçhuli-053659)
SEFA GELDİNİZ
Aşığın kıymetini bilen erenler,
Ruhsat’ın Köyü’ne sefa geldiniz!
Kültürü, töreyi, ilmi sevenler,
Ruhsat’ın Köyü’ne sefa geldiniz!
O ki sözlerini Hak’tan söyleyen,
İlahi aşk ile candan inleyen,
Nice ermiş gibi yüzü gülmeyen,
Ruhsat’ın Köyü’ne sefa geldiniz!
Bazen rençber oldu, bazende usta,
Nasihat eyledi düşmana dosta,
Çileyi yaşadı yazda ve kışta,
Ruhsat’ın Köyü’ne sefa geldiniz!
İlahi badeyi Kertme’de içti,
Faninin atlasın söz ile biçti,
Dokuzyüzonbirde Dünya’dan göçtü,
Ruhsat’ın Köyü’ne sefa geldiniz!
Ümmi idi ama cahil değildi,
Fakr-u zaruretten beli eğildi,
Burada doğupta burada öldü,
Ruhsat’ın Köyü’ne sefa geldiniz!
Minhacı’sı onun aşık oğludur,
Ağgelin’in derdi gayet zorludur,
Özüne bakarsan Samet soyludur,
Ruhsat’ın Köyü’ne sefa geldiniz!
Nice aşıklarla cengi kazandı,
Seyyah oldu çok yerlere uzandı,
“Topraklar başına”deyip yazandı,
Ruhsat’ın Köyü’ne sefa geldiniz!
Peygamberi sevdi, Rabbi’ne taptı,
Aynı sevda beni Meçhuli yaptı,
Cümle dostlar bize şerefler kattı,
Ruhsat’ın Köyü’ne sefa geldiniz!
(Meçhuli-053659)
YANARIM
Beyhude yaşadım çok yıllarımı
Şeytana sattığım ömre yanarım.
Boşuna akıttım gözyaşlarımı
Sevdasız çağlayan sele yanarım.
Baharımı yaktım çöle bağladım
Çamur oldum bataklığa çağladım
Baykuşlarla viraneye ağladım
Yıkık harab olan düne yanarım.
Şarkılar türküler soysuzlaştılar
Notalar güfteler bozuklaştılar
Sazlar inlemekten uzaklaştılar
Aşka inlemeyen tele yanarım.
Bağbanın işine hile karıştı
Bülbülün diline riya bulaştı
Lale sümbül dikenlere dolaştı
Maşukun yakmayan güle yanarım.
Belagat hitabet bozuldu gitti
Ahenkli anlatım yok oldu bitti
Lügatler kendini argoya kattı
Şakıyıp akmayan dile yanarım.
Dağlar Ferhatları taşımaz oldu
Hani ovadaki ceylanlar noldu
Mecnunla yaşayan sevda kayboldu
Karanisiz yanan çöle yanarım.
Gençliğimi hiçler ile öldürdüm
Dostumu ağlatıp düşman güldürdüm
Harım ile ateşleri söndürdüm
Meçhuli yakmayan küle yanarım.
(Meçhuli-053659)
YANARIM
Beyhude yaşadım çok yıllarımı
Şeytana sattığım ömre yanarım.
Boşuna akıttım gözyaşlarımı
Sevdasız çağlayan sele yanarım.
Baharımı yaktım çöle bağladım
Çamur oldum bataklığa çağladım
Baykuşlarla viraneye ağladım
Yıkık harab olan düne yanarım.
Şarkılar türküler soysuzlaştılar
Notalar güfteler bozuklaştılar
Sazlar inlemekten uzaklaştılar
Aşka inlemeyen tele yanarım.
Bağbanın işine hile karıştı
Bülbülün diline riya bulaştı
Lale sümbül dikenlere dolaştı
Maşukun yakmayan güle yanarım.
Belagat hitabet bozuldu gitti
Ahenkli anlatım yok oldu bitti
Lügatler kendini argoya kattı
Şakıyıp akmayan dile yanarım.
Dağlar Ferhatları taşımaz oldu
Hani ovadaki ceylanlar noldu
Mecnunla yaşayan sevda kayboldu
Karanisiz yanan çöle yanarım.
Gençliğimi hiçler ile öldürdüm
Dostumu ağlatıp düşman güldürdüm
Harım ile ateşleri söndürdüm
Meçhuli yakmayan küle yanarım.
(Meçhuli-053659)
GÖSTER
Mizanı unuttuk, Dünya’yı sevdik
Haramı, helali bileni göster.
Paraya, modaya tapanı övdük,
Yönelip Kabe’yi göreni göster.
Kalbimiz karardı kin ile doldu,
Soyunup dökülen baş tacı oldu,
İnsanlık tükendi adalet öldü,
Yetimin göz yaşın sileni göster.
Kasalar doluyor yalan dolanla,
Amel etmez olduk İlm-i Kuran’la,
Musalla taşında garip duranla,
Gerdana dizilip gideni göster.
Dinini bilene gerici dedik,
Adeti töreyi kültürü yedik,
Hayayı bitirdik, kalmadı etik,
Amelli, imanlı öleni göster.
Kız anaya asi, oğul babaya,
Azrail’i görünce düştük çabaya,
Kıyam eder olduk boş bir abaya,
Atlas libas ile göçeni göster.
Meçhuli gencim der, günahlar işler,
Şeklini kocattı onulmaz düşler,
Seninde ardından dökülür yaşlar,
Ölüme bir çare bulanı göster.
(Meçhuli-053659)
YANARIM
Beyhude yaşadım çok yıllarımı
Şeytana sattığım ömre yanarım.
Boşuna akıttım gözyaşlarımı
Sevdasız çağlayan sele yanarım.
Baharımı yaktım çöle bağladım
Çamur oldum bataklığa çağladım
Baykuşlarla viraneye ağladım
Yıkık harab olan düne yanarım.
Şarkılar türküler soysuzlaştılar
Notalar güfteler bozuklaştılar
Sazlar inlemekten uzaklaştılar
Aşka inlemeyen tele yanarım.
Bağbanın işine hile karıştı
Bülbülün diline riya bulaştı
Lale sümbül dikenlere dolaştı
Maşukun yakmayan güle yanarım.
Belagat hitabet bozuldu gitti
Ahenkli anlatım yok oldu bitti
Lügatler kendini argoya kattı
Şakıyıp akmayan dile yanarım.
Dağlar Ferhatları taşımaz oldu
Hani ovadaki ceylanlar noldu
Mecnunla yaşayan sevda kayboldu
Karanisiz yanan çöle yanarım.
Gençliğimi hiçler ile öldürdüm
Dostumu ağlatıp düşman güldürdüm
Harım ile ateşleri söndürdüm
Meçhuli yakmayan küle yanarım.
(Meçhuli-053659)
GİBİDİR
Sana şiir yazmak seher vaktinde
Firakın aşkıyla yanmak gibidir
Hasretinle yanan dilin zikrinde
Çiçekten çiçeğe konmak gibidir.
Yüreğimden sızan sevgi pınarı
Gölgeleyip duran Rahmet çınarı
Manevi iklimde yeni baharı
Yaşamak deryaya koşmak gibidir.
Habib-i Kibriya sevgili elçin
Sevgisine uçar kalbim güvercin
Onun ravzasına kavuşmak için
Yola almak rahmetten taşmak gibidir.
Yıldızım üşüyor sensizliğinde
Hayalim ısınır güzelliğinde
Kimsesiz akşamın sessizliğinde
Seni anmak kevserde yunmak gibidir.
Ellerim semaya açıldığı an
Şah damarımdan hükmedince kan
Girilir içine ol tayy-ı mekan
Seni orda bulmak görmek gibidir.
Meçhuli faniden geçti bu gece
Maziyi yaşattı hep hece hece
Defter-i amalim aceba nice
Deyip ağlaması ummak gibidir.
(Meçhuli-053659)
DİZİNE DURSUN
Beyhude geçtiyse ömür hayatın
Yediğin ekmekler dizine dursun.
İlmi almadıysan,yoksa sanatın
Yediğin nimetler gözüne dursun.
Ayakların şer yoluna gittiyse,
Yüzünün nuru söndü bittiyse,
Ellerin hep kumar zarı tuttuysa,
Yediğin ekmekler dizine dursun.
Paranın esiri ise bedenin,
Allah’tan kitaptan yoksa haberin,
Masumu ezmekse senin zaferin,
Yediğin nimetler gözüne dursun.
Evladına terbiyeyi vermezsen,
Şeytanları zincirlere vurmazsan,
Beş vakitte davetleri duymazsan,
Yediğin ekmekler dizine dursun.
Yüreğini kara kinler sardıysa,
Anan baban beddualar verdiyse,
Gençliğini meyhaneler çaldıysa,
Yediğin nimetler gözüne dursun.
Günün yarısını uzanır uyur,
Çamaşır birikir, bulaşık durur,
Erine hizmet etmeyen gavur,
Yediğin ekmekler dizine dursun.
Misafire kapıları kapattın,
Binbir renge bedenini boyattın,
Adamını genç yaşında kocattın,
Yediğin nimetler gözüne dursun.
Meçhuliyim dostlarını sormazsan,
Her kötüden nice dersler almazsan,
Mum misali etrafına yanmazsan,
Yediğin ekmekler dizine dursun
(Meçhuli-053659)
GELEMEM (İbrahim ağabeyime cevap)
Aman vermez muhannetin iklimi
Kolum kırık, dost yurduna gelemem.
Zor geldi ki çözemedim denklemi
Bağrım yanık, dost yurduna gelemem.
Bizim ele yeni bahar gelmeden
Al yeşiller birbirine girmeden
Sevdiğimi hayalimde görmeden
Aklım çürük, dost yurduna gelemem.
Kırk kilitle nadan yolum bağlıyor
Çeşmim yaşı yokuşlara çağlıyor
Hasretlerim için çekip ağlıyor
Acım büyük, dost yurduna gelemem.
Keletelik zahra yoktur ambarda
Gönlümün gıdası zararda zorda
Umudum sadece ah ile zarda
Gülüm soluk dost yurduna gelemem.
Tenim haramlarda rahmet kesildi
Işığım kesildi ziyam kısıldı
Rengim uçuk şeklim ise bozuldu
Meyvem koruk dost yurduna gelemem.
Meçhuli’yim yana yana dönerim
Tüm cihanda sevdiceğim ararım
Uzaklardan dostlarımı sorarım
Hatlar bozuk dost yurduna gelemem.
(MEÇHULİ-053659)
KORKUM YOK
Öyle bir bahçeye girdim ki seher vaktinde
Çirkinin kara çalan dikeninden korkum yok!
Bilinmez lezzetler buldum sevgi zikrinde
Aptalın riya satan çalımından korkum yok!
Kara kış maziye karıştı sıcak iklimde
Kocamış tezatlar barıştı yüce fikrimde
Mukaddes miraç kalesine sancak diktimde
Softanın mayıs kokan bakışından korkum yok!
Yüce dağlarına sırtımı verdim yaslandım
Sevdiğimin mah cemalini gördüm hislendim
Deryayı rahmetinden nasiplendim beslendim
Mikrobun hayız saçan akışından korkum yok!
Meçhuliyim aşkınla mecnun gibi eririm
Verdiğin ruhsat ile nice dersler veririm
Alem-i cihanda ne ibretler görürüm
Kahpenin yerde yatan bedeninden korkum yok!
(MEÇHULİ-053659)
YANAM
Beceriksiz, lapa yaptı pilavı
Bulgura mı yanam, aşa mı yanam?
Alev oldu geçti, tandırın tavı
Hamura mı yanam, una mı yanam?
İnek bahraca vurdu, döktü sütü
Koyuna salamadım, koca iti
Eksik olmaz evin, piresi biti
Yorgana mı yanam, yüne mi yanam?
Hemi çalım yaptı hemi yürüdü
Ektiğim bostanı otlar bürüdü
Kuruttuğum postu itler sürüdü
Emeğe mi yanam, işe mi yanam?
Hayatımız aha böyle gülmece
Yağ kurtlandı küleğinen silmece
Eti kesti sırım etti germece
Kebaba mı yanam, şişe mi yanam?
Önlüğünde ne ararsan bulunur
Bir suyunan kırk çamaşır yunulur
Sofrasına oturmadan doyulur
Kaymağa mı yanam, bala mı yanam?
Meçhul ne söylese tarif edemez
Terkeyleyip diyar diyar gidemez
Kader deyip daha bir şey diyemez
Gıyaba mı yanam, yüze mi yanam?
(MEÇHULİ-053659)
NAMERTTİR (Değerli dostum Salih ZORTAŞ’a cevap)
Nice ibretlere gafilce bakıp,
Görmeyen gözüm namerttir namert.
Dostun hatırına dünyalar yıkıp,
Ölmeyen özüm namerttir namert.
Gördüğü rüyayı hayıra yorup,
Taptuk dergahında Yunusça durup,
Girift bilmeceyi aklına vurup,
Çözmeyen sözüm namerttir namert.
Aşık-ı şeyda olup yanarak,
Her çiçekten binbir tadı alarak,
Seher vakti sevdiğini anarak,
Ötmeyen dilim namerttir namert.
Daha nice günahlara girmeden,
Cahillerin çift çubuğun sürmeden,
Ay kararıp gece zifir olmadan,
Gelmeyen ölüm namerttir namert.
Nasip çıkıp Beytullaha varmadan,
Ol habibin divanına durmadan,
Ravzasına yüzlerimi sürmeden,
Tutmayan dizim namerttir namert.
Emir gelip cihadına çıkınca,
Namerdin alnına tetik çekince,
Yumruk olup nadanlara kalkınca,
Tutmayan kolum namerttir namert.
Ahir zamanda sevgi saygıyı,
Bırakarak çekişmeyi kavgayı,
Eğrinin içinden tek bir doğruyu,
Bulmayan yolum namerttir namert.
Meçhul olup bu alemde gezerken,
Dil zikrime esmaların dizerken,
Senden sana lafızları süzerken,
Yazmayan kalem namerttir namert.
(Meçhuli 053659)
SUÇ MUDUR?
Yol yol oldu kalbimdeki kırıklar,
Şu dünyada adam olmak suç mudur?
Aman vermez içimdeki çürükler,
Şu dünyada adam olmak suç mudur?
Dünya’ya taparsın gündüz ve gece,
Yalanla, riyayla yaşamak nice,
Paranın üstüne taht kuran cüce,
Şu dünyada adam olmak suç mudur?
Boş uğraşma kim kazana kim yiye,
Beyaz kefen bu dünyadan hediye,
Sormak lazım cümle alem kötüye,
Şu dünyada adam olmak suç mudur?
Can ciğerin iki pula satanlar,
Boş kefeden üçü beşten atanlar,
Deveyi de hamuduynan yutanlar,
Şu dünyada adam olmak suç mudur?
Evvel ahir şu faniden göçmek var,
Ahirette ektiğini biçmek var,
Bin yanlıştan bir doğruyu seçmek var,
Şu dünyada adam olmak suç mudur?
Bırak “Meçhul”sana kötü desinler,
Tenesirde gül suyuyla yusunlar,
Cümle dostlar, akrabalar, hısımlar,
Şu dünyada adam olmak suç mudur?
(MEÇHULİ 053659)
SUÇ MUDUR?
Yol yol oldu kalbimdeki kırıklar,
Şu dünyada adam olmak suç mudur?
Aman vermez içimdeki çürükler,
Şu dünyada adam olmak suç mudur?
Dünya’ya taparsın gündüz ve gece,
Yalanla, riyayla yaşamak nice,
Paranın üstüne taht kuran cüce,
Şu dünyada adam olmak suç mudur?
Boş uğraşma kim kazana kim yiye,
Beyaz kefen bu dünyadan hediye,
Sormak lazım cümle alem kötüye,
Şu dünyada adam olmak suç mudur?
Can ciğerin iki pula satanlar,
Boş kefeden üçü beşten atanlar,
Deveyi de hamuduynan yutanlar,
Şu dünyada adam olmak suç mudur?
Evvel ahir şu faniden göçmek var,
Ahirette ektiğini biçmek var,
Bin yanlıştan bir doğruyu seçmek var,
Şu dünyada adam olmak suç mudur?
Bırak “Meçhul”sana kötü desinler,
Tenesirde gül suyuyla yusunlar,
Cümle dostlar, akrabalar, hısımlar,
Şu dünyada adam olmak suç mudur?
(MEÇHULİ 053659)
BÜYÜMEYEN ÇOCUK
Sensizliğine söylenen cümlelerim,
Gözlerindeki denizi arar oldu.
Çölleşen ömrümün serap toplayan ıssızlığında!....
Kelimelerimi sana koşan sulara kattım,
Güllere sarıp sarmaladım onları.
Yeşilliğinde kaybolmak üzere,
Bir gecenin senden kalan sessizliğinde;
Sana yolladım…
Kabul buyur, ey sevgili,kabul buyur!
…………………………………………………..
Hani Yed-i Beyza diye bir mucize derler ya!
Hani Yunus’u saklayan yüce bir kudret eli var ya!
İşte öyle bir kapıya yüz sürsem,
Kabul edipte bu günahkar suratımı,
Ömrümü geriye sarsa.
Akrebi yelkovana bağlasa.
Ta çocukluğumun yıllarına hapsetse,
Zamanın senden ayrı geçen tiktaklarını,
O yüce makam!
Ve sonra,
Masum bakışlarının derinlerilerindeki denizi bulsam,
Sırılsıklam,
Ağlasam, ağlasam,
Marinanın sessizliğinde,
Sensiz geçen yalnızlıklarıma.
Yakamozlarını yıldızlara bağlasam,
Sana yazdığım şiirlerin satır aralarında…
Yaşadığım vefasızlıkları,
Çilelerimin yorgunluklarını dile getirsem,
Buruşmuş yüzümün çizgilerinde;
Gergeflere işlesem hayat hikayemi.
Ve sonra:
Yüzüne astığın ayın nuruna bağlasam kendimi;
Günahlarımı yutsa,
Hatalarımı uyutsa,
O gözlerindeki hasret kaldığım deniz,
Hadsiz ve bedelsiz.
………………………………………………
İşte böyle ey sevgili, işte böyle!
Hiç büyütemediğim içimdeki bu çocuk,
Hangi masalı anlatsa dinler,
Ne yöne dizgin vursa gideriz!.....
(MEÇHULİ 053659)